vakalar vardır, fakat elimizden bu kadar geldi. Bunca delile rağmen hala bir kemalist, bu çirkin uygulamanın
M. Kemal Atatürk tarafından başlatıldığını inkar edebiliyorsa, bilin ki onun beyni yıkanmıştır.
***
Namaz'ın aslından çıkarılıp "Türkçeleşmesi" konusunda hem M. Kemal, hemde Ismet Inönü mutabıktır,
ancak Inönü bu adımların yavaş ve kademe kademe atılması taraftarıydı... M. Kemal ise bu noktada daha
hızlı hareket etme düşüncesindeydi.
Falih Rıfkı Atay'ın kitabından yaptığımız aşağıdaki alıntıda bunu net bir şekilde göreceğiz:
"Atatürk ibadet devrimine ezan ve namazı Türkçeleştirmekle başlamıştı. Gerçekte verdiği ilk emir ezan ve
namazın Türkçeleşmesi idi. Muhafazakârların sözcülüğünü yapan İnönü, Atatürk’e yalvarmış, önce ezanı
Türkçeleştirelim, sonra namaza sıra gelir, demişti. Arkadan dil ve Kur'an metni meseleleri çıkıp namazın
Türkçeleşmesi gecikti idi. Atatürk sağ kalsaydı ibadet reformu olacağında da şüphe yoktu."
**********
KAYNAK; M. Kemal'in yakın arkadaşlarından ve onu göklere çıkaran birisi:
Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Istanbul 1984, sayfa 394.********************
********************
********************
Ezan'ı aslından M. Kemal Atatürk uzaklaştırmadı yalanı
Maalesef kemalistlerin bir çoğu yakın tarihte yaşananları bilmedikleri halde M. Kemal Atatürk'ü savunmaya
kalkışıyorlar. Bu savunmalardan birisi de Ezan'dan "Allah" isminin çıkarılmasıyla ilgilidir. Bazı kemalistler
ezanın M. Kemal Atatürk tarafından değil, Ismet Inönü tarafından Türkçe'ye çevrildiğini iddia ederek M.
Kemal Atatürk'ü aklamaya çalışıyorlar. "Allah" isminin ezandan çıkarıldığından ve 18 yıl boyunca böyle
okunduğundan bazılarının haberi bile yok, ancak buna rağmen M. Kemal Atatürk'ü savunuyorlar. Işin aslını,
kaynaklara müracaat ederek öğrenelim...İzmir Milli Kütüphanesi'nin kurucusu olan M. Celal Saygın bu konuda şöyle demektedir:
"Ezanın Türkçe'ye çevrilmesini isteyen M. Kemal'dir."[1]
M. Kemal Atatürk'ün özel hesaplarını tutan ve harcamalarını yapan kişi olarak bilinen ve büyük bir güven
duyulan Umumi Kâtibi (Genel Sekreteri) Hasan Rıza Soyak ise bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:
"(Atatürk) Bu yoldaki (ibadetin türkçeleştirilmesi) faaliyetine ilkin ezanı Türkçeleştirmek ve Kur'an'ı tercüme
ettirerek bazı camilerde hafızlara mukabelelerini Kur'an'ı Türkçesinden okutmakla başlamıştı.[2]
Ezan'ın Türkçe okunmasını M. Kemal'in istediğini Emekli Süvari Albayı Şerif Güralp, Dinler ve Devrimler
isimli eserinde yazmıştır.[3]
Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi'nin oğlu Nadir Nadi bile, ki babasının ölümü üzerine
Cumhuriyet'in yönetimini ve başyazarlığını üstlenmişti, Cumhuriyet gazetesinde Türkçe Ezan'ın M. Kemal
Atatürk'ün inkılabı olduğunu yazmıştır.[4]
Mustafa Baydar, Menderes hükümetinin Arapça Ezan yasağını kaldırmak istemesine tepki gösterirken,
ezanın M. Kemal Atatürk tarafından Türkçeleştirildiğini söylemektedir:
"Ezan'ın Türkçe okunması Atatürk'ün sağlığında, Atatürk'ün isteği ile kanunlaşmış olmasaydı da hala ezan
Arapça okunsaydı, bugün ezan meselesi diye bir meselemiz belki de olmayacaktı. Ama ileriye doğru
olduğundan şüphe etmediğimiz bir karardan geriye dönülünce iş değişiyor. Salt bir ezan işi olmaktan çıkıyor
iş. Daha bir sürü geriliğin başlangıcı, daha bir sürü geriliğe göz yummanın bir işareti oluyor."[5]
Şimdi ise Ezan'ın Türkçeleştirilmesinde görevlendirilen ekipte yer alan Ali Rıza Sağman'ı dinleyelim:
"Atatürk bu reformasyon hareketine, ezanların ve Bayram namazlarında okunmakta olan tekbirlerin
Türkçeleştirilmesiyle başladı. Kur'an-ı Kerim'in de Türkçe (ibadette) okunması, bu merhalenin ikinci kısmını
teşkil ediyordu.. Bu işleri sistemli bir şekilde tatbik için Dolmabahçe'de topladığı elemanlar arasında ben de
vardım.[6]
Sağman şöyle devam ediyor:
"... Bununla beraber sofrada, yine bu mesele üzerinde konuşmalar oldu. Atatürk yeni metnin (Tanrı uludur)
aslından daha parlak (!) olduğunu ve yakıştığını söyledi. Hafız Kemal de şöyle garip bir mütalaada
bulunmaktan çekinmedi:
'Biz minarede ezan okurken Allah kelimesinde nağme yaparız da...'
Atatürk birşey söylemedi. Ben işi üzerime alarak dedim ki:
'Bu muazzam inkılab karşısında böyle bir nağme dinlenmez ya!'"[7]
Dönemin Mlli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip, M. Kemal Atatürk'ün kendisine Tekbir ile Ezan'ın
Türkçeleştirilmesini emrettiğini söylemektedir.[8]
Falih Rıfkı Atay, münakaşaya girdiği Hikmet Bayur'a cevaben Ulus gazetesinde (yazının son paragrafını
alıntılıyoruz) şöyle yazmaktadır:
"... ben Ezan'ın ve Tekbir'in Türkçe'ye çevrilmesinde Atatürk'ün bizzat çalıştığını ve bir hayli değişiklikler
yapıldığını bilirim. Hatta Türkçe zevki bakımından bu değişikliklerin bazılarını sevmemiş ve itiraz etmiştik.
Bay Hikmet Bayur'a haber vereyim ki Atatürk sağ kalsaydı, çoktan Kur'an da Türkçe (ibadette) okunacaktı.
Bu işi, önceleri bir metin meselesi, sonra da dil çalışmalarının bitmemiş olması geciktirmiştir. Tarihi doğru
öğrenmek isteyenler için hakikat budur!"[9]
Türk Tarih Kurumu'nun kurucu üyelerinden olup 1935'de Yusuf Akçura'nın ölümü üzerine M. Kemal Atatürk
tarafından Kurum Başkanlığına getirilen Bolu milletvekili Hasan Cemil Çambel de Ulus gazetesinde, Falih
Rıfkı Atay'a destek vermiştir:
"Dünkü Ulus'taki yazınızı okudum. Dediğiniz doğrudur. Çünkü canlı şahitleri hala bugün aramızda yaşamakta
olan en yakın tarihimizin henüz unutulmamış bir sayfasının sadık ifadesidir. Evet! Ezan'ı ve Tekbir'iTürkçeleştiren, başka hiç kimse değil, Atatürk'ün kendisidir. (...) Dr Reşit Galip'i bu işe memur etmişti. Reşit
Galip Istanbul'dan ayrıldıktan* sonra, aynı vazifeyi bana verdi."[10]
*Dr. Reşit Galip, 28 Ocak 1932 gecesi Atatürk'le tartıştıktan sonra, 29 Ocak 1932 sabahı erkenden Ankara'ya
hareket edince, Hasan Cemil Çambel bu işe memur edilmiştir.
Öte yandan Hafız Yaşar Okur, Ezan'ın, Kur'an'ın (ibadette) ve Hutbe'nin Türkçeleştirme çalışmalarını şöyle
anlatmaktadır:
"...Atatürk tekbir tercümesinin sadeleştirilmesi hususunda gösterilen arzu üzerine, 'Peki arkadaşlar' dedi;
'Tekbir'in tercümesini okuyunuz bakalım!'
Okundu: Tanrı uludur! Tanrı uludur! Tanrı'dan başka Tanrı yoktur! Tanrı uludur! Tanrı uludur! Hamd O'na
mahsustur!
Atatürk bu tercüme şeklini çok beğendi. (...) O gece geç vakte kadar hep Kur'an-ı Kerim'in Türkçe
tercümesinin camilerde okunması mevzuunda konuşuldu.
Atatürk Türkçe Ezan, Türkçe Kur'an, Türkçe Hutbe ve Türkçe Tekbir ile 'dinde inkılab' yapmak istiyordu."[11]
M. Kemal Atatürk'ün bizzat bu konuyla ilgilendiğine dair bir gazete haberi
Haber şöyle;
1 Şubat 1933: "Bursa'da bir grup gerici, ezan ve kametin Türkçe okunmasını bahane ederek, Ulucami'de
namazdan çıkan halkı kışkırtarak valilik önünde gösteri yaptı. Güvenlik kuvvetleri, olaya ön ayak olanları
tutukladı, ihmali görülen memurlara, işten el çektirildi." (Fotoğrafa bakınız)
6 Şubat 1933 - M. Kemal Atatürk'ün Bursa'da gericilik olayı üzerine söyledikleri
Bu olayın patlak vermesiyle M. Kemal Atatürk bizzat Bursa'ya hareket ediyor...
M. Kemal Atatürk'ün, Bursa'da bazı kişilerin ezan ve kametin Türkçe okunması nedeniyle 1 Şubat'ta
çıkardıkları olay hakkında Anadolu Ajansı aracılığıyla resmî bildirisi:
"...Olaya dikkatimizi bilhassa çevirmemizin sebebi, dini siyaset ve herhangi bir tahrike vesile etmeye asla
müsamaha etmeyeceğimizin bir daha anlaşılmasıdır. Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kesin
olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hâkim ve esas kalacaktır!"[12]
Son olarak yine M. Kemal Atatürk'ün yakın dostu Falih Rıfkı Atay'ın sözlerine yer vererek konuyu
kapatıyoruz:
"Atatürk ibadet devrimine ezan ve namazı Türkçeleştirmekle başlamıştı. Gerçekte verdiği ilk emir ezan ve
namazın Türkçeleşmesi idi. Muhafazakârların sözcülüğünü yapan İnönü, Atatürk'e yalvarmış, önce ezanı
Türkçeleştirelim, sonra namaza sıra gelir, demişti. Arkadan dil ve Kur'an metni meseleleri çıkıp namazın
Türkçeleşmesi gecikti idi. Atatürk sağ kalsaydı ibadet reformu olacağında da şüphe yoktu."[13]
Şöyle bir soru sorulabilir; "Ne olmuş Allah ismini çıkarmışsa?"
Bizde bu soruya, soru ile cevap veriyor ve bir ayet ile konumuzu noktalıyoruz;
"Kim Allah ismini duymak istemez?"
Bakara Suresi
114 - Allah'ın mescitlerini, **içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden** ve onların harap olmalarına
çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey
yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.
**********KAYNAKLAR:
[1] M. Celal Saygın, Diyanet Cephesinden Atatürk Inkılapları, Ankara 1952, sayfa 30.
[2] Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ten Hatıralar, Istanbul 1973, cild 1, sayfa 259.
[3] Emekli Süvari Albayı Şerif Güralp, Dinler ve Devrimler, Istanbul 1961, sayfa 80,81.
[4] Cumhuriyet gazetesi 7 Haziran 1950.
[5] Orhan Veli Kanık, Yaprak, 15 Haziran 1950. Mustafa Baydar, Atatürk ve Devrimlerimiz, Istanbul 1973,
sayfa 289.
[6] Konuşan Ali Rıza Sağman, Söyleşiyi yapan: M.Ş.Ö. [Mahmud Şevket], Atatürk ve Din, "Millet" (Bilinmeyen
Atatürk'ten Hatıralar), cild 5, sn.3, sy. 109,110,111, sh. 4, 4-11-19 Mart 1948; krş. Ali Rıza Sağman, Hatıralar,
Osman Ergin, "Türkiye Maarif Tarihi" içerisinde, Istanbul 1943, cild 5 sayfa 1621-1624.
[7] Osman Ergin, "Türkiye Maarif Tarihi" içerisinde, Istanbul 1943, cild 5 sayfa 1621-1624.
[8] Dr. Reşit Galip, Hatıralar, Nakleden: Eski Bir Atatürkçü, Atatürk ve Din, "Millet" (Bilinmeyen Atatürk'ten
Hatıralar), cild 4, sene 2, sayı 101, sayfa 4, 8 Ocak 1948; krş. Münir Hayri Egeli, Atatürk'ün Bilinmeyen
Hatıraları, Istanbul 1954, sayfa 64-66. 2. baskı 1959, sayfa 74-77.
[9] Falih Rıfkı Atay, Ulus gazetesi, 8 Şubat 1949.
[10] Hasan Cemil Çambel, Ulus gazetesi, 9 Şubat 1949, Türkçe Ezan ve Tekbir'e Dair, sayfa 2. Ayrıca
yazdığı kitaba da almış; Hasan Cemil Çambel, Makaleler-Hatıralar, Ankara 1964, sayfa 36,37.
[11] Hafız Yaşar Okur, Atatürk'le Onbeş Yıl / Dini Hatıralar, Istanbul 1962, sayfa 12-15; Atatürk'ten Bilinmeyen
Hatıralar 1: Kur'an-ı Kerim'in Tercümesi, Yerebatan Camisinde Tören, Türkçe Ezan, Mehmetciğin Mezarında
Mevlut, "Bütün Hafta", sayı: 1, sayfa 9-10, 22 Nisan 1949; Atatürk ve Bayram Tekbiri: Dinde Ilk Kemalizm
Reformun Başlaması, "Dinde Reform: Kemalizm", Mart 1960, sayı: 28, sayfa 7,8; Yaşanmış Olaylarla Atatürk
ve Müzik: Riyaset-i Cumhur Ince Saz Hey'eti Şefi Binbaşı Hafız Yaşar Okur'un Anıları (1924-1938), Haz.
Halill Erdoğan Cengiz, Ankara 1993, sayfa 109,110.
[12] Hadiseyi manşetten duyuran Gazete'yi görmek için Fotoğrafa bakınız.
[13] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Istanbul 1984, sayfa 394

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder