**********
Temelinde şeriat olan Osmanlı'da dine uygun mudur diye Şeyhülislâm'ın görüşü alınır, yani fetvası istenirdi...
Şeyhülislâm'ın bir fetvası Padişah'ı dahi tahtan indirebilirdi.
Anadolu'da Milli Mücadele'ye katılanların önde gelen isimlerini idam edebilmek için Şeyhülislâm fevasına
ihtiyaç vardı.
Bu konuda o tarihlerde İstanbul'da Sebilürreşad Mecmuası'nı çıkartan Eşref Edip Bey;
"...Şeyhülislâm, Haydarızâde İbrahim Efendi idi. Anadolu'daki harekata taraftar idi. İngilizler, Hükümeti tazyik
ederek (baskı yaparak) fetva istiyorlardı. Şeyhülislâm bu fetvayı vermeyerek görevinden ayrıldı. Yerine
Dürrizâde Abdullah Efendi geçti. (...) Şeyhülislâm, istenen bu fetvaları, işgal kuvvetlerinin haddi aşmış zulüm
ve baskıları altında verdi" diyordu[1].
Fotoğraf'ta gördüğünüz Dürrizâde Fetvası ve ikinci bir fetvaya göre idam edilmeleri şart ve uygun olanlar
şunlardır:
"M. Kemal Paşa, Ali Fuat Cebesoy, Kara Vasıf, doktor Adnan Adıvar ve Halide Edip Adıvar, İsmet İnönü,
Bekir Sami Bey, İsmail Fazıl Paşa, Celalettin Arif Bey, Hamdullah Suphi Bey, Rıza Nur Bey, Yusuf Kemal
Tengirşek, Cami Baykut, Ankara müftüsü Rıfat Börekçi..."
Neticede Kuva-yı Milliye'nin devlete ve Padişah'a asi olduğuna dair Şeyhülislâm Dürrizade Abdullah Efendi
Fetva verdi. Ve "Fetva-yı Şerife" adıyla 11 Nisan 1920 tarihinde Devlet'in resmi organı olan Takvim-i Vekayi
ile o tarihlerde İstanbul'da çıkan Peyam-ı Sabah gazetelerinde yayınlandı[2]
Sultan Vahdettin'i (radıyallahu anh) "hain" ilan edenler, bu fetvayı gerekçe gösteriyorlar, oysa bu fevtanın
İngilizlerin baskısı ve zorlamasıyla verilmiş olduğunu ileri sürenlerin sayısı bir hayli fazla[3]. Bunu da bu
çalışmamızda delillendireceğiz biiznillah.
**********
Dürrizâde Fetvasını buraya ekliyoruz ve ilerleyen günlerde konumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz
inşaallah...
Tamamı beş fetvadan oluşan Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah Efendi'nin Fetva-yı Şerife'si bugünkü dille
şöyledir:
"Dünya düzeninin sebebi olan ve kıyamet gününe kadar Ulu Tanrı'nın daim eyleyeceği İslâm Halifesi
Hazretleri'nin veliliği altında bulunan İslam memleketlerinde bazı kötü kimseler anlaşarak ve birleşerek ve
kendilerine elebaşılar seçerek Padişah'ın sadık uyruklarını hile ve yalanlarla aldatmakta, yoldan
çıkartmaktadırlar. Padişahın yüksek buyrukları olmaksızın asker toplamaktadırlar. Görünüşte askeri
beslemek ve donatmak bahaneleriyle, gerçekte ise mal toplamak sevdasıyla, şeriata uymayan ve yüksek
emirlere aykırı bir takım haksız ödemeler ve vergiler koymakta ve çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mal ve
eşyalarını zorla almakta ve yağmalamaktadırlar. Böylece insanlara zulmetmekte, suçlamakta ve Padişahın
ülkesinin bazı köy ve şehirlerine saldırmak suretiyle tahrip ve yerle bir etmektedirler. Padişahın sadık
tebaasından nice suçsuz insanları öldürmekte ve kan döktürmektedirler. Padişah tarafından atanmış bazı
dini, askeri ve sivil memurları istedikleri gibi memuriyetten çıkarmakta ve kendi yardakçılarını atamaktadırlar.
Hilâfet merkezi ile Padişah ülkesi arasındaki ulaştırmayı ve haberleşmeyi kesmekte ve devletin emirlerinin
yapılmasına engel olmaktadırlar.
Böylece, hükümet merkezini tek başına bırakmak, Halifenin yüceliğini zedelemek ve zayıflatmak suretiyle
yüksek Hilafet katına ihanet etmektedirler. Ayrıca Padişah'a itaatsizlik suretiyle devletin düzenini ve asayişini
bozmak için düzme yayımlar ve yalan söylentiler yayarak halkı azdırmaya çalıştıkları da açık bir gerçektir. Bu
işleri yapan yukarıda söylenmiş elebaşılar ve yardımcıları ile bunların peşlerine takılanların dağılmaları için
çıkarılan yüksek emirlerden sonra bunlar, hala kötülüklerine inatla devam ettikleri takdirde işledikleri
kötülüklerden memleketi temizlemek ve kulları fenalıklardan kurtarmak dince yapılması gerekli olup, Allah'ın
"öldürünüz" emri gereğince öldürülmeleri şeriata uygun ve farz mıdır" Beyan buyrula?
Cevap: Allah bilir ki olur.
Dürrizâde El-Seyid Abdullah
Böylece Padişahın ülkesinde savaşma kabiliyeti bulunan müslümanların adil Hâlifemiz Sultan Mehmet
Vâhdettin Han Hazretlerinin etrafında toplanarak savaşmak için yapacağı davet ve vereceği emre uymak
suretiyle adı geçen asilerle çarpışmaları dince gerekir mi? Beyan Buyrula.
Cevap: Allah bilir ki gerekir.
Dürrizâde El-Seyid Abdullah
Bu takdirde, Halife Hazretleri tarafından sözü edilen asilerle savaşmak üzere görevlendirilen askerler,
çarpışmazlar ve kaçarlarsa büyük kötülük yapmış ve suç işlemiş olacaklarından dünyada şiddetle cezayı,
ahirette de çok acı azâbı hakk ederler mi? Beyan Buyrula.
Cevap: Allah bilir, ederler,
Dürrizâde El-Seyid Abdullah
Bu takdirde, Halife askerlerinden asileri öldürenler gazi, asilerin öldürdükleri şehit sayılırlar mı? Beyan
buyrula.
Cevap: Allah bilir ki, sayılırlar.
Dürrizâde El-Seyid Abdullah
Bu takdirde, Padişah'ın asilerle savaşmak için verdiği emre itaat etmeyen müslümanlar, günahkar ve suçlu
sayılıp şeriât yargılarına göre cezalandırılmayı hak ederler mi? Beyan buyrula.
Cevap: Allah bilir ki, ederler.
Dürrizâde El-Seyid Abdullah"[4].
**********
Devam edecek inşaallah...
**********
KAYNAKLAR:
[1 ]Eşref Edip, Sebilürreşad, C.10, Sayı: 238, sayfa 202.
[2] Takvim-i Vekayi, 11 Nisan 1336/1920, No: 3824; Peyam-ı Sabah, 11 Nisan 1336/1920, No: 493. Ayrıca
bkz., ATASE Arş., Kl: 525, D:129, Fh: 1-1.
[3] Hayrettin Abidin, Tarihte Ankara İstiklal Harbi ve Bursa Hatıratı, Suhulet Kütüphanesi, Ankara, 1934, s. 43;
Yunus Nadi, Birinci Büyük Millet Meclisi'nin Açılışı ve İsyanlar, İstanbul, 1955, s. 239; Yunus Nadi, Kurtuluş
Savaşı Anıları, İstanbul, 1978, s. 239; Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara,
1983, s. 162; Tevfik Bıyıkoğlu, Atatürk Anadolu'da, Ankara, 1955, sayfa 57.
[4] Ergün Aybars, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, İzmir, 1987, C.I, sayfa 369-370. Ayrıca sadeleştirilmemiş şekli
için bkz., Ek: I.
*******************************************************************
Dürrizâde Fetvası Ingiliz baskısıyla verilmiştir - 2
(Haşa) Sultan Vahdettin'i (radıyallahu anh) "hain" ilan edenlere cevap...
Devam ediyoruz...
Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci ve son mareşali, ilk Milli Savunma Bakanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
Cumhuriyet dönemindeki ilk Genelkurmay Başkanı olan ve Istanbul'un işgalinden (16 Mart 1920) sonra
Ankara'ya kaçan[1] ve 27 Nisan 1920 günü TBMM'de bir konuşma yapan Fevzi (Çakmak) Paşa da Dürrizâde
Fetvası hakkında Ingiliz baskısını doğrulayarak şunları söylemektedir:
"Ancak tâbii malumatınız var, bu kabinenin (Damat Ferit Paşa Hükümeti) teşekkülü ile beraber temasa
geldiğim gerek o kabine erkanından olan zevattan, gerekse Harbiye Nezaretinde bulunan bazı arkadaşlardan
aldığım malumata nazaran o kabineye tazyik icra ettiler (baskı uyguladılar). Fetvayı veriniz diye. Nihayet o
fetvayı aldılar. Malumunuz vechile o fetva Ingiliz süngüsü ile alınmış, Islamı sinesinde birbirine düşürmek için
ilk defa yazılmış acı bir vesikadır. Milletin hissi hakikat beyni (milletin gerçeği kavrayan hissi), ümit ederim ki,
bundaki feceati görecek ve bunun ehemmiyeti sıfıra inecektir (Meclis'te Milletvekillerinin `Şüphesiz´
Sedaları)."[2]
Fevzi Çakmak'ın bu açıklamaları ve verilen diğer bilgiler fetvanın Ingiliz baskısıyla alındığı yönündedir. Bu
arada Damat Ferit de fetvanın Ingiliz istek ve baskısıyla hazırlandığını belirtmektedir.[3]
**********
Devam edecek inşaallah...
**********
KAYNAKLAR:
[1] Fevzi Paşa'nın Ankara'ya kaçışı ile ilgili bilgi için bkz., Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Vatan
neşriyatı, Istanbul, 1955, sayfa 367-372.
[2] TBMM Zabıt Ceridesi, C.I, sayfa 92. (Meclis tutanakları)
[3] Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşıyla Ilgili Ingiliz Belgeleri, 2. Baskı, Ankara, 1956, sayfa 153.
**************************************
Dürrizâde Fetvası Ingiliz baskısıyla verilmiştir - 3
(Haşa) Sultan Vahdettin'i (radıyallahu anh) "hain" ilan edenlere cevap...
Devam ediyoruz...
Birinci ve ikinci bölümde yaptığımız açıklamalardan başka şu üç delil de Ingiliz baskısını doğrular
mahiyettedir:
1 - Damat Ferit Paşa Hükümeti'ne Ingiliz baskısıyla yazdırılan bu fetva, yine Ingiliz ve Yunan uçaklarıyla
Anadolu'ya dağıtılmıştır.
2 - Bu konuda önemli bir delil de M. Kemal Paşa'nın kurdurttuğu Anadolu Ajansı'nın yayınladığı haberdir.
Kazım Karabekir Paşa'nın belgelediği bu haber şöyledir:
"Ingilizlerin Istanbul'da ve emirleri altında bulunan hükümet (`hükümet´ diyor, Sultan Vahdettin değil)
marifetiyle teşkilatı milliye aleyhine bazı fetvalar çıkartmak üzere istimal-i cebir ettikleri (zor kullandıkları)
istihbar olunuyor (haber alınıyor). Işgali vuku bulan Millet Meclisi bir takım tevkifat ile mefluç bir hale
getirilmeden Zat-ı Şahane'nin (Padişah'ın) ve Millet Meclisi'nin müzahiri itimad olan bir heyet-i vukela iş
başında iken böyle fetvalar elde etmeye muvaffak olamayan Ingilizlerin işgal ile Zât-ı Şahane'yi (Padişah'ı)
esir ve Salih Paşa kabinesinin cebren iskat ettikleri (zorla susmaya mecbur bırakma) ve Millet Meclisi'ni
keenlemyeküm (yok) hükmüne koyup ve Ferit Paşa gibi sırf kendilerinin emrine tabi bir adamı sedarete
çıkardıktan sonra efkar-ı umumiye'yi (kamuoyunu) iğfal maksadıyla bu gibi teşebbüslerde bulunmaları ve
sırasıyla bir takım fetva ısdar etmeleri (yayınlatmaları) ihtimalden baidi (uzak) görülmez".[1]
3 - Amerikan gizli belgeleri, yayınlanan fetvanın Itilaf devletlerince dikte ettirildiği ve akıllıca olmadığını
belirtiyor.[2]
Görüldüğü üzere, fetvanın Ingiliz baskısıyla Şeyhülislâm'dan alındığı aşikardır. Başka aşikar olan bir husus
da, Ingilizlerin destek ve baskısıyla dördüncü defa Sadrazamlık koltuğuna oturan Damat Ferit Paşa'nın[3]
birinci derecede rol oynadığıdır.
Ayrıca son zamanlarda akademisyenlerce yazılan kitaplarda da fetva konusunda Damat Ferit Paşa
suçlanırken, **Sultan Vahdeddin'in (radıyallahu anh) bu fetva ile ilişkisi bulunduğuna dair ifadelere yer
verilmemektedir.**
Mesela Prof. Dr. Ahmet Mumcu, Açık Öğretim Fakültesi için hazırlanan, Atatürk Ilkeleri ve Inkılap Tarihi I, adlı
eserinde (sayfa 87), **sadece** Damat Ferit Paşa'yı suçlamaktadır.
Aynı şekilde Prof. Dr. Ergün Aybars, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, (C.I, Izmir, 1987) adlı kitabında (sayfa 195-
196) **sadece** Damat Ferit Paşa'yı suçlamaktadır.
**********
Devam edecek inşaallah...
**********
KAYNAKLAR:
[1] Kazım Karabekir, Istiklâl Harbimiz, Istanbul, 1988, sayfa 595.
[2] Orhan Duru, Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye'nin Kurtuluş Yılları, Istanbul, 1978, sayfa 88.
Ikinci dipnota kadar olan kısmı (biz kısalttık) aktaran: Mehmet Kafkas, Milli Mücadele'de Öncüler I, Nil
Yayınları, Izmir, 1991, sayfa 163-164.
[3] Mehmet Kafkas, Milli Mücadele'de Öncüler I, Nil Yayınları, Izmir, 1991, sayfa 157-159.
*******************************************************
Dürrizâde Fetvası Ingiliz baskısıyla verilmiştir - 4 ve SON
(Haşa) Sultan Vahdettin'i (radıyallahu anh) "hain" ilan edenlere cevap...
Devam ediyoruz...
Son delilimiz bizzat M. Kemal'dir. M. Kemal 24 Nisan 1920 tarihli gizli oturumda Meclis kürsüsünde Sultan
Vahdettin'i savunuyor ve özetle şöyle bir konuşma irad ediyor:
"Bu fetva Padişah'ımıza iftiradır, kendi ağzıyla bana bu fetvayı okusa dahi bunun ona baskı ve zorla
söylettirildiğine inanırım... Fevzi Çakmak'ın aramıza katılmadan önce Milli Mücadele aleyhindeki emirleri de
Ingiliz süngüsü altında yazılmıştır ve biz de Istanbul'da bulunmuş olsak, başka türlü davranamazdık."
**********
Meclis tutanaklarını [1] buraya yazıyorum... Son paragrafın Türkçe sadeleştirilmiş şeklini hemen orijinal
metnin altına ekleyeceğim.
M. Kemal:
"Efendimiz Hazretleri (Padişah) edayi sa-lât (Namaz) için Camiye gittikleri zaman kendilerini muhafaza eden
kıtaatı askeriye islâm askeri değildir. İngiliz askeridir. Bu şeraiti elimeye duçar olmuş olan Padişahımızla
hususî temas dahi mümkün olamaz. Sureti umumiyede bir şey arzedeyim : Farzedelim ki resmî ve hususî
her türlü temas mümkündür. Ne anlamak istiyoruz? Bu temastan millet; istiklâlini, tamamiyeti mülikiyesini
Makamı Hilâfet ve Saltanatın müstakil ve masun olmasını vicdanî bir emel telâkki etmiştir. Bunun için burada
çalışıyoruz ve çalışacağız. Halifei müsliminin bundan başka bir şey düşünmesine imkân tasavvur ediyor
musunuz? Ben şahsan hiç bir şey düşünmem. Zati Şahanenin (Padişah'ın) ağzından işitsem mutlaka bunun
icbar ve tazyik (zorlama ve baskı) altında olduğuna hükmederim. (...)
Daha dün okuduğumuz sâniadan (iftiradan) ibaret olan fetva cümlenizin malûmudur. Hürriyetine, serbestisine
malik olan böyle bir Halife verdirir mi? Cümlenin malûmu olan Hükümetin evamiri muhtacı tefsirdir.
Son paragraf:
Bu kabineden evvel Harbiye Nazırı Fevzi Paşa Hazretleri namus ve haysiyet ve şerefi itibarile kendisini
yakından tanıyan arkadaşlarımızın tahtı tasdikında olduğu üzere şüphe ve tereddüt edilmiyecek evsafı
güzideye maliktir. Bir emirde İngilizlere hürmet edeceksiniz, İngilizlerin emrini dinliyeceksiniz, böyle hareket
etmediğiniz takdirde mahvolacağız, bu tarzı hareketi hamiyeti vataniyenizden rica ederim diyor ve bazı zaif
muhakemeli insanlar ihtimal ki vaziyet başka türlüdür, bu kadar muhterem bir arkadaş böyle desin. Fakat biz
böyle bir teeniye lüzum görmedik ve bunun düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Kaçırdığı yaveri
Salih Bey buraya geldi ve aman dedi. Harbiye Nazırı süngü altında dır ve zorla imlâ ve imza ettiriyorlar, o
emre ehemmiyet vermemesi lüzumunu bildirmek için beni gönderdi dedi ve bu gün o zati şerif tahlisi giriban
ediyor, Geyvede bulunuyor. Bir saat evvel kendisile ke-zalik Dahiliye Nazırı Hazim Bey ayni tebliği ediyor.
Rüesayı memurini mülkiyeye rica ediyor. Bütün hissiyatı vataniyesine müracaat ederek aman ingilizlere bir
şey yapmayınız diyor. Beyefendiler; şimdi İstanbul muhitine nasıl emniyet edeceğiz ve Istanbulun o tazyiki
elimi muvacehesinde biz dahi olsak insanız, bizim karşımıza gelen sözün düşmanlarımız tarafından
işidilmiyecek ve işi-dildiği takdirde duçarı mehalik olmıyacağımıza emniyet ederek nasıl söyliyebiliriz?
**********
Son paragrafın sadeleştirilmiş hali:
Savaş Bakanı Fevzi Paşa namus, şeref ve haysiyetinden şüphe etmeyeceğimiz bir arkadaşımızdır. Bize
gönderdiği bir emirde "İngilizlere saygı göstereceksiniz, emirlerini dinleyeceksiniz, böyle hareket etmezseniz
mahvolacağız" diyordu. Bazı zayıf düşünceli kişiler muhtemelen tereddüde düşüyorlardı. Fakat biz bunun
düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Yaveriyle haber gönderdi, "Aman, Fevzi Paşa süngü altında, o
emre önem vermeyin" diye. İstanbul'un acı baskısı altında biz dahi olsak, insanız, işitildiği takdirde
mahvımıza sebep olacak bir sözü nasıl söyleyebiliriz?"
**********
M. Kemal Atatürk ve avenesine verilen idam fermanından dolayı, Sultan Vahidüddin'e artık hain
denilemeyecek
M. Kemal Atatürk ve avenesine verilen idam fermanından dolayı Sultan Vahidüddin'e (radıyallahu anh) hain
diyenler, M. Kemal ve Fevzi Çakmak'ın Sultan'ı savunduklarını biliyorlar mı? Bu fetva verilene kadar
Ingilizlerin müslüman halka zulmettiği biliniyordu... Söz konusu fetvanın Ingilizlerin baskısıyla verildiğini daha
evvel bir konumuzda delilleriyle ortaya koymuştuk.
Bu konuda ise M. Kemal Atatürk ve Mareşal Fevzi Çakmak'ın Meclis'te Sultan'ı nasıl savunduklarını
göreceksiniz.
Işte Meclis tutanaklarında Sultan müdafaası:
(Cep telefonundan katılıp, Meclis tutanaklarını göremeyenler için buraya da yazalım)
M. Kemal Atatürk'ün Sultan'ı savunması [2] :
"Efendimiz Hazretleri (Padişah) edayi salât (Namaz) için Camiye gittikleri zaman kendilerini muhafaza eden
kıtaatı askeriye islâm askeri değildir. İngiliz askeridir. Bu şeraiti elimeye duçar olmuş olan Padişahımızla
hususî temas dahi mümkün olamaz. Sureti umumiyede bir şey arzedeyim:
Farzedelim ki resmî ve hususî her türlü temas mümkündür. Ne anlamak istiyoruz? Bu temastan millet;
istiklâlini, tamamiyeti mülikiyesini Makamı Hilâfet ve Saltanatın müstakil ve masun olmasını vicdanî bir emel
telâkki etmiştir. Bunun için burada çalışıyoruz ve çalışacağız. Halifei müsliminin bundan başka bir şey
düşünmesine imkân tasavvur ediyor musunuz? Ben şahsan hiç bir şey düşünmem. Zati Şahanenin
(Padişah'ın) ağzından işitsem mutlaka bunun icbar ve tazyik (zorlama ve baskı) altında olduğuna
hükmederim. (...)
Daha dün okuduğumuz sâniadan (iftiradan) ibaret olan fetva cümlenizin malûmudur. Hürriyetine, serbestisine
malik olan böyle bir Halife verdirir mi? Cümlenin malûmu olan Hükümetin evamiri muhtacı tefsirdir.
Son paragraf:
Bu kabineden evvel Harbiye Nazırı Fevzi Paşa Hazretleri namus ve haysiyet ve şerefi itibarile kendisini
yakından tanıyan arkadaşlarımızın tahtı tasdikında olduğu üzere şüphe ve tereddüt edilmiyecek evsafı
güzideye maliktir. Bir emirde İngilizlere hürmet edeceksiniz, İngilizlerin emrini dinliyeceksiniz, böyle hareket
etmediğiniz takdirde mahvolacağız, bu tarzı hareketi hamiyeti vataniyenizden rica ederim diyor ve bazı zaif
muhakemeli insanlar ihtimal ki vaziyet başka türlüdür, bu kadar muhterem bir arkadaş böyle desin. Fakat biz
böyle bir teeniye lüzum görmedik ve bunun düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Kaçırdığı yaveri
Salih Bey buraya geldi ve aman dedi. Harbiye Nazırı süngü altında dır ve zorla imlâ ve imza ettiriyorlar, o
emre ehemmiyet vermemesi lüzumunu bildirmek için beni gönderdi dedi ve bu gün o zati şerif tahlisi giriban
ediyor, Geyvede bulunuyor. Bir saat evvel kendisile kezalik Dahiliye Nazırı Hazim Bey ayni tebliği ediyor.
Rüesayı memurini mülkiyeye rica ediyor. Bütün hissiyatı vataniyesine müracaat ederek aman ingilizlere bir
şey yapmayınız diyor. Beyefendiler; şimdi İstanbul muhitine nasıl emniyet edeceğiz ve Istanbulun o tazyiki
elimi muvacehesinde biz dahi olsak insanız, bizim karşımıza gelen sözün düşmanlarımız tarafından
işidilmiyecek ve işidildiği takdirde duçarı mehalik olmıyacağımıza emniyet ederek nasıl söyliyebiliriz?
**********
Son paragrafın sadeleştirilmiş hali:
Savaş Bakanı Fevzi Paşa namus, şeref ve haysiyetinden şüphe etmeyeceğimiz bir arkadaşımızdır. Bize
gönderdiği bir emirde "İngilizlere saygı göstereceksiniz, emirlerini dinleyeceksiniz, böyle hareket etmezseniz
mahvolacağız" diyordu. Bazı zayıf düşünceli kişiler muhtemelen tereddüde düşüyorlardı. Fakat biz bunun
düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Yaveriyle haber gönderdi, "Aman, Fevzi Paşa süngü altında, o
emre önem vermeyin" diye. İstanbul'un acı baskısı altında biz dahi olsak, insanız, işitildiği takdirde
mahvımıza sebep olacak bir sözü nasıl söyleyebiliriz?"
**********
Fevzi Çakmak'ın Sultan'ı savunması [3] :
IKINCI CELSE
Açılma saati : Z. S. 4
REİS — Mustafa Kemal Pş. Hazretleri
KÂTİPLER : Haydar B. (Kütahya), Muhiddin Baha B. (Bursa)
REİS Pş. — Meclisi açıyorum. Evvelâ müsaade buyurursanız Çelebi Efendi Hazretlerinin bir takriri var,
okunsun.
2. — TAKRİRLER
1. — Konya Mebusu Abdülhalim Çelebi Efendinin, İstanbul'a bir heyet izamına dair' takriri
(Okundu.)
CELÂLEDDİN ARİF B. (Erzurum) — Müsaade buyurulur mu? Fevzi Paşa Hazretleri vakayii reyülayn
görmüşlerdir. Ihtisasatını tamanıiyle bize bildirmeleri için kendilerinden istirham edelim. Ihtisasatmı bildirsinler
ondan sonra bu takriri müzakereye vaz'edelim.
REİS Pş. — Fevzi Paşa Hazretlerini beş, on dakika evvel istikbal ettik. Yeni vâsıl olmuşlardır. İstanbul
ahvalinden, Zatı Şahanenin (Padişah'ın) zatından, muhitinden, yakininden malûmattar bulunuyorlar. Tensip
buyurursanız Heyeti
Muhteremenize lâzımgelen izahat ve malûmatı ita buyursunlar (Hay hay, rica ederiz sadaları).
4. — BEYANAT
1. — Fevzi Paşa Hazretlerinin İstanbul ahvaline ve Zatı Şahane ile olan mülakatına dair beyanatı (Fevzi Pş.
alkışlar arasında kürsü hitabete geldi).
FEVZİ Pş. — Evvelemirde İstanbul'un esaret muhitinden kurtularak Ankara'nın hür muhitine geldiğimden
dolayı Cenabıhakka hanıd ve şükürler ederim (Alkışlar) ve beni lütfen karşılayan arkadaşlarıma amik
şükranımı takdim ederim.
Efendiler, gerek padişahımız hazretleri ve gerek bendeniz 500 senelik baki payitahtımızın ilk defa düşman
tarafından işgali faciasını görmek bedbahtlığına uğramış felaketzedelerdeniz. üç gün evvel İstanbul' un işgal
edileceği haberi alındı. bunda bilhassa islam kanı dökmek ve bilhassa dökülen islam kanlarıyla yine islamları
mahkum etmek cihet hainanesi düşmanlarımızca düşünülmüştü. bunun için gereken emir ve tebligat yapıldı
ve ben bizzat harbıye nezaretinde gece gündüz mevcut bulundum. o gece ingilizler otomobillerle İstanbul,
üsküdar, beyoğlu muhitine bahriye efradı çıkararak lazım gelen noktaları tuttular ve sırf fesat başlangıcı
olmak üzere şehzadebaşı' ndaki 10. Kafkas Fırkası Karargahında bulunan karargah efradı üzerine hücum
ederek mızıkacı erleri şehit ettiler.(kahrolsunlar sadaları) mızıkacı erleri meydana çıkararak birer birer
öldürdüler. bir kısmı pencereden aşağı atıldı, bir kısmı yataklarında öldürüldü, bunların resimlerini fransızlar
çıkarıp Avrupa'ya gönderdiler.(Allah rahmet eylesin sadaları) ancak evvelce verilen talimat ve daha sonra
yapılan yayınlar sayesinde erler silahlı olarak sokaklarda bulunmadı. kışlalara çekildi. hiçbir tarafta kimsenin
burnu kanamaksızın ingilizlerin fesatçı maksatla hazırladıkları tertip ve teşebbüsleri tanrıya şükürler olsun
yalnız beş on neferin şehadetiyle neticelendi. o sırada İngilizler harbiye nezaretini işgal ederek benim nezaret
odasına kadar süngülü neferlerini soktular. lazım gelen emirleri vermekliğimi tebliğ ettiler. zaten evvelce emir
verildiği için ben kendilerini sükutla karşıladım. ancak göğüsüne düşman süngüleri dayanmış bir harbiye
nazırı istanbul' un artık hür ve hilafet makamı meziyetini görmüş bir harbiye nazırı sıfatıyla pek üzgün
bulunuyordum. derakab sadrazam' a malumat verdim. kabinenin toplanmasını emretti. o sırada 400' den
fazla iki sıraya dizilmiş süngülü İngiliz eratı arasından geçerek kapılara birikmiş ermeni ve rum ahalinin
hakaretli nazarları arasında( kahrolsunlar sadaları ) geçerek sükûnetle babıâli' ye gittim. hükümet lazım
gelen protestoyu herhalde milletin şerefine lâyık bir surette yazmakta kusur etmedi ve o sırada gerek milli
meclis' e karşı yapılmakta olan ve gerekse meclisi milliye karşı yapılmış ahvali, gerek askerlerimizin uyurken
öldürülmesini protesto etti. bilhassa harbiye nezaretine karşı yapılmış tecavüzü protesto etti.
Ancak İngilizlerin maksadı etrafı korkutmak için nezaret makamında bulunmuş bir takım zevatı ellerine
kelepçe vurarak yalın ayak, başı kabak, yük otomobillerine atarak hareketle şuradan buradan toplattıklarını
haber aldım. sebebi sorulduğunda hiçbir cevap alamadım. mesele münevverlere karşı büyük bir tehdit
savurmak ve İstanbul' da hakimi münferit kesilmek istedikleri anlaşılıyordu.
Cuma selamlığına gittiğim sırada zâtışâhane' nin selamlığa çıkıp çıkmamasını ingilizlere sormağa mecbur
olduk. çünkü efendiler silahlı bir neferin dışarı çıkmasına müsade etmiyorlardı. halbuki zatışahane ve
makamı hilafet şimdiye kadar tabii kuvveti cismaniye göstererek silahlı bir askeri kıta arasından adet olduğu
üzere camii şerife teşrif buyurmaları lazım geldiğinden biz buna şüphesiz cesaret edemedik. böyle bir
vaziyette ingilizlerin gelip silahları toplaması suretiyle hilafet makamını büsbütün hakir mevkiye düşürmesini
istemedik. böyle bir vaziyette taviz vermeye mecbur olduk, asker göndermeye yalnız denizcilerden 50 kişilik
bir müfreze gitti. daha sonra İngilizler müsaade istediler, sırf maiyeti seniyede bulunan biraz asker geldi.
onlarından arasından zatışahane çok üzgün olarak geçerek camii şerife teşrif buyurdular.
Fazıl Paşa* - Hangi camiye paşam?
Fevzi Paşa - (devamla) Yıldız' da Hamidiye Camiine efendim. Namazdan evvel beni kabul ettiler, fevkalade
müteheyyiş bulunuyorlardı. buyurdular ki ben böyle azabı elim içinde camiye gitmek istemiyordum. fakat
vazifei diniyedir. vazifeyi diniyeyi geri bırakmayı münasip görmedim. cenabı hakka karşı bir ibadettir, ancak
elli senelik mesainin gerek benim ve gerekse sizin kabinenin üzerine yıkıldığını görmekle fevkalade
üzgünüm. enkazın altında ezildik, diyerek teessüf buyurdular. ayağa kalktılar, birkaç defa büyük üzüntü ile
bendenize hitap ettiler. teselli verecek hiçbir şey yoktu. birkaç defa ingilizler harp gemilerinin toplarını
çevirmişler, güya uzaktan atılamazmış gibi köprüye kadar sokularak zırhlıların bir kısmıyla her türlü tehditleri
yapmakta kusur etmemişlerdi. oradan çekildik, hergün yeni tevkifler ve tehditlerle karşılaşıyorduk. zatışahane
ertesi günü selamlıkta bendenizi tekrar kabul buyurdular. dediler ki; aman anadolu ile irtibatı temin ediniz,
bendeniz dedim ki; irtibat müheyyadır, ancak ingilizler mani oluyorlar. her bir telgrafımızı kontrole tabi
bulunuyorlar. şüphesiz her bir suhuleti gösteriyoruz, ancak ingilizler tarafından duçar olduğumuz güçlük bizi
büyük bir tazyik içerisinde bulunduruyor. bu maruzatın üzerine; sakın siz çekilmeyiniz ve anadolu ile irtibat
tesis ediniz buyurdular. bendeniz bu ferman üzerine yaverimi göndermek hususunda teşebbüs ettiğim gibi
kabine de bazı zevatın gönderilmesine teşebbüs etti. ingilizler muvafakat ettiler. gönderildiğini ve her bir
taraftan da bazı kolordularla irtibatlarımız arzettiğim vakit fevkalade memnun oldular. ve bu suretle meselenin
hüsnü suretle hallolacağını ve İstanbul' un işgalinden ingiltere' nin beklediği gayenin artık kaybolmak üzere
bulunduğu hissolunuyordu. biz de memnunduk. bu sırada efendiler, bendeniz, üzerinde vaki olan tazyikler de
kaldırıldı. çünkü samimiyetle ingilizlere diyordum ki; tehdit ile birşey yapamazsınız. siz bizi tatmin ederseniz
hayat bahşedersiniz, biz herşeyi yapmaya hazırız ve bu tatmin de benimle olmaz, belki kabineyi tatmin
ediniz, bu ricamız aksi tesir yaparak hergün kabineye nota bombardımanı başladı, gece gündüz şu şöyle
olmuş, bu böyle olmuş gibi en ufak şeylerle kabineyi taciz ederek çekilmeye icar ettiler.
Filhakiki kabine de bir iki hafta müddetle baskıya dayandı. bu tazyiklerin esasını efendiler kuvayi milliye' nin
red ve kabahatlendirilmesi teşkil ediyordu. kavuya milliyeyi reddediniz diyorlardı. bizce kuvayi milliyenin
haksız işgallerden ortaya çıktığını, izmir' in işgalinde yunanlıların birçok zulüm yaptıkları Avrupa' nın bitaraf
devletler tarafından tasdik olunduğu görünürde iken bizim kuvayi milliyeyi ve bu tazyikten doğmuş cepheyi
reddetmemiz doğrudan doğruya milletimize bir ihanet olurdu. biz bunu yapamayız.( alkışlar) İzmir' in bununla
beraber şark vilayetlerinin tecavüzüne uğrayacağına dair sık sık rivayetlerin ortaya çıkması ve bir pontus
hükümetinin trabzon, samsun havalisinde karadeniz sahillerinde zuhur etmek üzere bulunduğuna dair pek
çok havadislerin dolaşması, büsbütün milleti heyecana getirdi ve bu suretle kuvayi milliye teşekkül etmiştir.
bu teşekkülden maksat milletin haksız olarak duçar olduğu saldırılara karşı ırz ve namusunu meşru bir
surette savunma ve muhafaza etmek istiyordu. orduyu kullanamıyoruz, millet bunu görüyor. tabii meşru nefis
müdaafasında bulunuyor, milletin bazı harekâtı vardır. biz bunu reddedemeyiz. ancak şunları reddederiz.
kuvayi milliyenin namına bazı taşkınlıkların harekatı vardır, millete bazı yerlerde fenalık yapanlar bazısını
öldürür, bazısını kaldırır, bu harekat milletin arzusu dahilinde değildir. keyfi bir takım ticaret yapanları
reddetmek istiyoruz. fakat umumiyet itibariyle kuvayi milleye namına bir reddiye yazmak doğrudan doğruya
kendisini iskât etmek demektir. hükümet ancak milletin arzusu ile ve millete faydalı olmak için iktidar mevkiine
gelir. milletin zararı için mevkii iktidarda duramaz. bizim bu nota teatisi esnasında tekrar bir olay oldu. dediler
ki nerde Kuvayi Milliye köprüleri bozdu ise oradan İstanbul' a erzak gelmiyor.
Istanbul aç kalırsa kuvayi milliye evvela sorumludur. sonra da siz sorumlusunuz, çünkü Kuvayi Milliyeyi
reddetmediniz, ve bu devirde şunu da söylemekten çekinmediler ki biz Amerika' dan un getireceğiz, fakat
bunu hristiyanlara vereceğiz, islamları düşünmeyeceğiz.(kahrolsunlar) maksat bize tazyik edip, illaki Kuvayi
Milliye'yi red ve tel in ettirmekti. tekrar bendeniz bunu üzerine telgraflar yazdım. aman köprüleri bozmayınız,
erzak gönderiniz buraya, biliyordum bunların tesiri olamazdı. nihayet efendiler bir nota yazdık. şimdiye kadar
arzettiğim hususatı tafsilatlı olarak hikaye ettik, çünkü bu arzettiğim maddelerin bir kısmı hariciyemize giriyor,
şifahi notalarla, şifahi takrirlerle anlatılıyordu. bunlar tarih sayfalarına geçmeyecek ve inkâr edecekler diye
bunları tafsilatlı olarak yazdım. bir nota yazdık ve bu notada dedik ki bizim maksadımız sulhü sağlamaktır ve
bu sulh ile biz bizzat osmalıların memleketini kurtarmak değil, dünya sulhûnü temin edeceğiz. millete kabul
ettireceğiz ve sizin bize bahşedeceğiniz adilane şartlarla sulh yapacağız. ve millete ayrılık gayrılık olmama
hissini bizim kabine tekeffül ediyor, bu kadar sulhe istekli ve kendisini ortaya atan bir kabineyi ne yolda
telakki edecektir?
Düşmanlarımıza bunu anlatmak istiyorduk, madem avrupa sulh istiyor, sulh yapıldıktan sonra açıklanacaktır.
biz bunu tekeffül ediyoruz. biz yapacağız diyoruz, bu gayet ağır, belki altından çıkamayacağımız müşkülata
vatan aşkıyla giriyoruz. fakat acaba ingilizlerin fikri nedir? ingilizlerin teklifi nedir? bunu anlamak efendiler,
ingilizler bu teklifimizi kabul etmediler.(hay hay sadaları) ve bunun üzerine bir mazbata yazdırdık. Babıâli' de
kabinenin sulhçü siyaseti ingilizlerce kabul olunmuyor ve İngilizlerin maksadı bizim içimize nifak sokarak
birbirimize düşürmektir. ( kahrolsunlar sadaları) maalesef bir heyet de bulmuşlar, harb istiyorlar. fakat böyle
bir harb ki kendilerinin burnu kanamaksızın birbirimize düşürmek ve harbetmek istiyorlar. yine maatteessüf
zatışahane tazyik içinde bulunduğu için biz durduk, tahammülün fevkinde baskıya uğradık, en nihayet bize
dediler ki, efendiler... gayet ağır muameleye duçar olacaksınız, yani bizi babıali' den süngü ile atacaklar,
bunu ihsas ettiler. biz buna tahammül edecektik. ancak o zaman hükümet merkezi istanbul' da kalamazdı.
biz çekildik, bizden sonra kabine bir iki gün kurulamadı, ancak tabi malumatımız var. bu kabinenin teşekkülü
ile beraber benim temasa geldiğim gerek o kabine erkânından zevatın, gerekse harbiye nezaretinde bulunan
arkadaşlarımdan aldığım bilgiye nazaran kabineye tazyik icra ettiler, fetvayı veriniz diye. nihayet o fetvayı
aldılar. malumunuz olduğu üzere o fetva ingiliz süngüsü ile alınmış islâmı sinesinden birbirine düşürmek için,
ilk defa yazılmış acı bir vesikadır. milletin hakikat hissi ümit ederim ki bu fecaatı görecek ve bunun
ehemmiyetini sıfıra indirecektir. ( şüphesiz sadaları )
Refik Bey* - Zaten yoktur, inmiştir.
Fevzi Paşa (devamla) - Efendiler, bendeniz İstanbul' dan daha evvel çıkmak istiyordum. ancak temasım
evvela ingilizlerin siyasetini anlamak hususuna matuf idi. anladım. bunda hiç şüphem kalmamıştır. saniyen
ingilizlerin askerlikçe ne yapacaklarını tedkik etmek idi. bunların en büyük arzuları içimizdeki bazı hayinleri
teşvik ederek millet arasına kan düşürmek ve bu kan ne kadar genişlerse işleri o kadar kolaylaşacaktır. ve
bunu söylemekten de çekinmiyorlardı. yani en ağır ne olursa olsun bizi mahvedecek, sulhü imza etmeye rıza
göstermiyoruz, biz buna rıza gösterecek bir heyet bulacağız, fakat rıza gösterecek heyet millet namına olsun,
buraya dikkat isterim.
Müşfik Bey* - Kabul etmez millet.
Fevzi Paşa (devamla) - Yani diyorlar ki, sulhü milletle yapacağız, bunun için siz milleti elinize alınız, millet
elimizde deyiniz, ondan sonra biz sulhü yaparız. bu ne demektir efendiler? birbirinizle boğazlaşınız, kuvvetsiz
ve zayıf kalınız, biz de bir ingilizin burnu kanamadan Anadolu' yu istila edelim, sizi esir edelim demektir.
( kahrolsunlar sadaları) allah' ın lutfundan kuvvetle umud ederim ki ingilizler şimdiye kadar bir çok şeylerde
aldandıkları gibi - Çanakkale hücumunda olduğu gibi - bu meselede de aldanacaklardır.( alkışlar ) bunları
aldatan efendiler birkaç haindir. ve bu hainler içimizde ne kadar az olursa, biz birbirimizle nifak halinde ne
kadar azimkârane hareket edersek, ingiliz planı tamamıyla ve o kadar çabuk suya düşecektir. bizde bir
fenalık ortaya çıkarsa, derakab bastırılır ve ingilizler görürlerse Türkler tek bir kitle halinde kendi hayat
haklarını istiyorlar, bunu görürlerse efendiler, istikbalimizi kurtardık demektir. (alkışlar)(inşallah sadaları)
bendenizin hissiyatı bundan ibarettir, hürmetlerimi arz ederim efendiler.(teşekkür ederiz sadaları)
Reis Paşa* - Paşa hazretlerinin verdiği bu izahatı bastırıp yayınlasak.(hay hay sadaları) Çelebi Hazretleri
İstanbul' da bir heyetin izamı hakkında verdikleri takriri bu izahattan sonra geri alıyorlar.(alkışlar)
**********
KAYNAKLAR:
[1] T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, 24 Nisan 1336 (1920), Devre: 1, İçtima: 1, 2 nci in'ikat - 4 ncü celse, Cilt :
1, sayfa 9. (Meclis Tutanakları)
[2] T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, 24 Nisan 1336 (1920), Devre: 1, İçtima 1, 2 nci in'ikat - 4'ncü celse, cild 1,
sayfa 9. (Meclis Tutanakları)
[3] T.B.M.M., Zabıt Ceridesi, Devre 1, İçtima senesi 1, İçtima 5, 27.4.1336 Salı, ikinci celse, cild 1, sayfa 90-
93. (Meclis Tutanakları)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder