2 Nisan 2015 Perşembe

"Hakimiyet kayıtsız şartsız M. Kemal'in" mi ?

İstendiği kadar “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” densin, “halk egemenliği”nden söz edilsin,
“seçimler”den bahsedilsin, M. Kemal döneminde bu kavramlar, diktatörlüğün gerçek yüzünü gizlemek
amacıyla kullanılmıştır. 1924 Anayasası ölü doğmuş bir metin olarak kaldı. Yerini CHF’nin (CHP) tüzüğü aldı.
Mebus (Milletvekili) tayinleri M. Kemal tarafından bizzat yapılıyordu. 1927’de yayınladığı bir tamimde M.
Kemal şunları söylüyor:
“Aziz vatandaşlarım, Cumhuriyet Halk Fırkası namına bütün memlekette Türkiye Büyük Millet Meclisi azalığı
için tespit ettiğim zevatın umumiyesini ıttılanıza (bilginize) arz ediyorum. Her vatandaş için yeni devrede
beraber çalışmayı münasip gördüğüm arkadaşlarım heyeti umumiyesinin birlikte görülmesini faideli addettim.
Bunlardan her daire-i intihabiye’ye (seçim bölgesine) tefrik edeceğim mebus namzetlerini ayrıca imzam
tahtında arz edeceğim.” [1]
Mebus (Milletvekili) tayinini CHF’ye bile bırakmıyor. Kimlerin mebus olacağına ve kimlerin hangi illerin
mebusu olacağına kendisi karar veriyor… 1 Nisan 1931 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde, “… Kaç mebus
alınacak? Hakiki vaziyeti hiç kimse tahmin edemez. Kati vaziyet Gazi hazretleri umumi listeyi ilan edince
anlaşılacak” deniliyordu.
Meclise girecek tüm üyelerin bir tek kişi tarafından seçildiği koşullarda, serbest seçimlerden ve hakimiyetin
millete ait olduğundan söz etmek mümkün müdür? Herhalde, “Hakimiyet kayıtsız şartsız M. Kemal’in ve onun
yakın çevresinindir” demek, gerçeğe daha uygun düşüyor.
Hıfzı Vedet Velidedeoğlu'nun iki dereceli seçim yasasındaki yönteme göre yapıldığını, ancak illerdeki
seçimlerin "formaliteden" öteye geçmediğini belirttiği 1923 seçimleri, Halk Fırkası tarafından gösterilen
adayın mutlaka seçilmesi esasına göre sonuçlanır. [2] Adayar belirlenirken, adayın kendisine bir şey
sorulmamış ve hatta bilgi verilmemiş olması, seçimin bir diğer ilginç yönlerinden birisini oluşturur.
Bu konuda Yakup Kadri'nin anlattıkları ilginçtir. Yakup Kadri, kendisinin ve Hakkı Tarık'ın İstanbul'dan aday
gösterileceğini düşündüğünü, ancak İstanbul listesi açıklanınca derin bir hayrete düştüğünü, çünkü hem
kendisinin hem de Tarık'ın isminin listede bulunmadığını belirttikten sonra, daha sonra kendi ismini Mardin,
Hakkı Tarık'ın isminin ise Giresun listesinde görünce şaşkınlığının bir kat daha arttığını belirtir. [3]
**********
KAYNAKLAR:
[1] Hakimiyet-i Milliye, 31 Ağustos 1927, Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cilt IV, sayfa 534.
[2] Hıfzı Vedet Velidedeoğu, Milli Mücadele`de Anadolu, sayfa 246
[3] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl sayfa 34

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder