M. Kemal halkın zenginleştirilmesinden yana değil, aksine elit bir kesimin palazlanmasından yanaydı...
Nitekim Kazım Karabekir Paşa'ya bu fikrini şöyle açıklamıştı:
"Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi
zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul
edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz." [1]
Dr. Hikmet Kıvılcımlı ise, Geberen Kapitalizm adlı eserinde şu detayları veriyor:
"1929 Türkiye’sinde 25 milli kapitalle sanayi ve maden şirketi vardı. Bunların idarelerinde 20 kadar mebus
(milletvekili) alakadardı. Mevcut Milli 38 bankada 31 tane mebus bulunuyordu. Yani, hemen hemen her
büyük yerli şirketin mecliste bir mebusu var! Her şirkette bulunan çok eski temyiz azalarını, büyük askeriye
ve mülkiye erkanını da hesaba katmalıdır. Sonra bütün büyük endüstriye 7 banka egemendi demiştik.
Bunlardan üçü devlet bankasıdır; fakat yalnız birinde (15-20 müesseseyi güden İş Bankası’nda) 13 mebus
vardır. İş Bankası’nın sabık müdürü Celal sıfatı ile Türkiye’nin ekonomi politik müdürü olmuştur." [2]
Ne var ki; Kıvılcımlı’nın yazdıklarını nüanse etmek gerekir. Bir kere meclisin niteliği hakkında açıklık olmalıdır.
Meclis, gerçek ve özgür bir seçimle oluşan bir meclis değildi. Bir “memurin” meclisiydi. Dolayısıyla söz
konusu olan, sermayenin meclisteki temsilcilerinden çok, bürokratların sanayi ve ticaretin kilit noktalarına
çöreklenmesi ve sermayenin denetiminde söz sahibi olmalarıdır. [3]
"İlk aferizm (çıkarcı özel iş) fesadı; Ankara’da iş takibine gelenleri haraca kesmekle başlamıştır… Bugün Milli
Savunma’nın bir eksiltmesine katılan iki rakip firmadan ikisinin de temsilcilerinin aynı milletvekili olduğu
görülmüştür. İş Bankası’nın bir nevi politikacılar bankası olarak kurulmuş olması, Cumhuriyet tarihi için pek
acıklı bir aferizm salgınının başlangıcı olmuştur." [4]
Ancak yukarıdaki ifadeden tek yönlü bir ilişki olduğunu varsaymak yanıltıcı olur. Nitekim bir yandan
bürokratlar "burjuvalaşırken", diğer yandan mülk sahibi sınıflar da bürokrasiye entegre oluyorlardı. [5]
"Sürekli olarak mebusluğa tayin edilenlerden biri Emin Sazak’tır. Emin Sazak, 1920-1950 arasında, yani otuz
yıl müddetle, devamlı olarak mebusluk yapmıştır. 1920’li yıllarda derebeyliğine dayanarak mebus
seçilmiştir… 1927, 1931, 1935 dönemlerinde bizzat Ebedi Şef, Gazi M. Kemal, 1939, 1943 dönemlerinde de,
Milli Şef İsmet İnönü tarafından mebusluğa tayin edilmiştir." [6]
Emin Sazak, Eskişehir yöresinin en büyük toprak ağalarından biridir. Topraklarının 70 bin dönümü bulduğu
ileri sürülürdü. "Emin Bey’in arazisinin içinde dört tane tren istasyonu vardır. Beylikahır, Yalınlı, Yunus Emre
ve Sazak istasyonları. Ayrıca Sazak, Beylikahır, Nazlı, Saray, üç Başlı, Ahırüzü, Ahırköy, Yaylaköy, Karaçam,
Yunus Emre, Kızılören gibi 15 köy bu toprakların içinde yer alıyor. Üzerinden Porsuk çayının aktığı bu verimli
topraklarda Emin Sazak 7 tane çiftlik kuruyor. Her çiftlikte bir saray var. Sazak Köyü’nde ise üç tane konağı
bulunuyor. Ayrıca Samsun’da da mülkü ve arazileri var." [7]
Halk ise sürünüyor...
**********
KAYNAK:
[1] Uğur Mumcu, Kazım Karabekir Anlatıyor, Tekin Yay., Ist., 1993, sayfa 84.
[2] Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Geberen Kapitalizm, sayfa 71-72.
[3] Doç. Dr. Fikret Başkaya Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Ist., 1991, sayfa 118.
[4] F. R. Atay, Çankaya, sayfa 426.
[5] Doç. Dr. Fikret Başkaya Paradigmanın Iflası, Doz Yay., Ist., 1991, sayfa 119.
[6] Ismail Beşikçi, CHF Tüzüğü ve Kürt Sorunu, Komal Yay., 1978, sayfa 278-279.
[7] Ismail Beşikçi, CHF Tüzüğü ve Kürt Sorunu, Komal Yay., 1978, sayfa 278-279

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder