Şapka Zulmü - 11
gazetesi.)
3 Şubat 1926'da yapılan son duruşmada Iskilipli Atıf Hoca ve Ali Rıza'nın idamlarına karar verildi. Diğer
sanıklardan olan Süleyman ise Fatih'te sofular ve Tabyanlılar şeyhiydi.[1]Iskilipli Atıf Hoca davasında şahidlerin "bilahare" yani "sonradan" dinlenmesine karar verildi. Yani Hocanın
idamından "sonra" şahidlerin dinlenmesine karar veriliyor.
Böyle hukuk ucubesi, böyle bir saçmalık nerde görülmüş? Sadece M. Kemal'in rejiminde görebilirsiniz.
Hasankale Telgraf Müdürü Halit, Uşaklı Köseoğlu Ahmet, Salih, Yusuf Kenan onar, Saatçi Süleyman, Kamil
Paşaoğlu Muhlis on beşer sene küreğe; Muharip Ali, Hoca Osman, Hacı Bey, Hoca Mehmet, Kara Sabri,
Emekli Yüzbaşı Ismail yedişer sene ve Fatih türbedarı Hasan beş sene hapse mahkûm oldular. Hoca Tahir,
Hacı Fettah'ın üç sene Adana'da; Hasan Fehmi'nin üç sene Isparta'da; Sami Muhsin, Sabuncuzade Mustafa
ve Zühdü'nün üç sene Istanbul'da sürgün bulunmalarına karar verildi. Diğer sanıklar beraat etiler. Idam
hükümleri ertesi sabah Meclis binasının önünde yerine getirildi.[2]
**********
Devam edecek inşaallah...
**********
KAYNAKLAR:
[1] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931, Ankara Yurt Yayınları,
1981, sayfa 158.
Ayrıca bakınız: Ergun Aybars, Istiklal Mahkemeleri, ikinci baskı, Istanbul Milliyet Yayınları, Eylül 1998, sayfa
351;
Ve: Cumhuriyet gazetesi, 12 Mayıs 1926, sayfa 2.
[2] Ahmet Nedim, Ankara Istiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, birinci basım, Istanbul Işaret Yayınları, 1993,
sayfa 356.
Ayrıca bakınız: Ergun Aybars, Istiklal Mahkemeleri, ikinci baskı, Istanbul Milliyet Yayınları, Eylül 1998, sayfa
352.
********************
********************
********************
Şapka Zulmü - 12
Kemalist rejimin bir rezilliği daha...Şapka Kullanma Kılavuzu
***
Halka zorla şapka giydirmekle kalmadılar, şapkayı nasıl kullanacaklarını, selam vereceklerini ve hatta evde
nerelerde şapkayı muhafaza edeceklerini bile "Genelge" ile bildirdiler... Böyle zulüm ve komik birşey olabilir
mi?
M. Kemal ve arkadaşları şapkayı "zorla" günlük hayata dahil ettikleri için şapkanın kullanma kılavuzunun da
belirlenmesi gerektiğine hükmetmişler.
Bunun için 5 Ağustos 1925 tarihinde yayınlanan bir "genelge" ile bütün devlet memurlarının şapkayı nasıl
kullanacakları belli kurallara bağlandı. Memurların çalışma alanlarında ve bir üst makamda bulunan
görevlinin yanına girerken başlarının açık olacağı belirtildi. Baş açık iken yapılacak resmi selamlaşma bir üstmakamda bulunan kimseleri baş ile beraber vücudun üst kısmını hafifçe öne eğmek şeklinde olacak. Baş
açıkken elle resmi selamlama yapılmayacak, salonda ve daire içinde yapılacak törenlerde baş açık
bulunulacak, hizmetliler dahi daire içinde başı açık hizmet edecekler.[1]
Şapka giyen birisi dışarıda karşılaştığı insanları, şapkasını sağ eli ile başından alarak selamlayacak. Alelade
selamlarda şapkayı biraz kaldırmak, elini şapkanın kenarına dokundurmak yeterlidir. Fakat bu uygulama
samimi arkadaşlar arasında yapılabilir. Şapkanın baştan alınarak kol ve göğüs hizasına ve selamlanan zatın
derecesine göre vücudun öne eğilmesiyle yapılan selam usulü, resmi selamlama şeklidir. Sokakta karşılaşan
kişi ile ayakta konuşulduğu takdirde, eğer bu kişi yaşça büyük veya saygın bir kişi ise şapka elde tutularak
baş açık olarak konuşulacak.
Sohbet uzadığı vakit, muhatap olunan kişi `başınızı örtünüz´ dediği zaman şapka başa konacak. El sıkışmak
suretiyle ayrılırken hürmet icabı yine şapka çıkarılmalıdır. Tanıdık birinin yanında eşi, kızı, kız kardeşi, annesi
gibi kadınlar bulunur ise hanımefendiler resmi selam şekliyle selamlanacaktır.
Kahve, gazino, tiyatro, lokanta sinema, yazıhane, ev, oda, salon gibi kapalı mekânlarda baş açık olmalı,
resmi bir makama girilirken baş açılarak şapka ele alınmalı, şapka resmi dairelerde kendileri için ayrılan
yerlere, evlerde portmantolara asılmalıdır. Dairede işleri olanların odalara şapkalarını ellerine almaları
gerekiyor. Boş masaya ya da sandalyenin üstüne şapka koymak doğru değildir.[2]
Eskiden kalma selamlaşma usulü olan başı hafif öne eğmenin yerini şapkayı çıkararak selamlaşma aldığı
için halkın pratiğe dökmesinde acemilikler yaşandı ve selamlaşmalarda komik görüntüler oluştu.[3]
Inanılmaz ama gerçek...
**********
KAYNAKLAR:
[1] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Diyanet Işleri Başkanlığı Katoloğu, 051.V42.12.98.34, 9 Ağustos 1925.
[2] Cumhuriyet gazetesi, 8 Eylül 1925, sayfa 1.
[3] Açıksöz gazetesi, 8 Eylül 1925, sayfa 1.
********************
********************
********************
Şapka Zulmü - 13
Moskova ve Lozan antlaşmalarına delege olarak katılan, 14 ciltlik Türk Tarihi'ni yazan, ilk Milli Eğitim Bakanı
ve aynı zamanda Sağlık Bakanlığı da yapmış olan Dr. Rıza Nur, halkı nasıl cepheye sürdüklerini ve savaştan
sonra M. Kemal'in halka ne yaptığını hatıralarında şöyle anlatmaktadır:
"Şimdi tuttuğumuz siyaset, elimizdeki düstur şudur:
'Padişah, halife, hükûmet İstanbul'da düşmanlar elinde esirdir. Biz vekilleriyiz. Onları, dini, milleti, devleti
kurtaracağız. Ey millet! Yunan gibi asırlardan beri kölemiz olan bir millete nasıl boyun eğeceksiniz? Bu millet
buna dayanamaz. Gayrete geliniz. Din gayreti lazımdır.'
Çünkü, bütün millet adeta istisnâsız Padişah'a muti (itaatkar), dine merbut (bağlı); Padişah, din diyor, başka
bir şey bilmiyor.
Harbden de yorulmuş, bitmiş, parasız, sefalette; bu haldeki bir milleti kolay kolay yeni bir harbe hazırlamak
da mümkün değil. Bunun için Rumlar ile izzet-i nefislerini gıcıklıyoruz.
'Bakkal Yorgi başınıza vali, mutasarrıf; taşcı Vasil jandarma zabıtı olacak, nasıl dayanacaksınız?' diyoruz.Hakikaten Türk buna tahammül edemiyor. Anadolu'dan bu esnadaki seyahatlerimde bizzat böyle propaganda
yaparken, bu sözlerin herşeyden müessir (etkili) olduğunu görüyordum. 'Kur'an'ı' apdesthane kağıdı
yapacaklar. Size 'şapka giydirecekler' diyorduk. Bu da pek müessir (etkili) oluyordu.
Talihe bak ki, şapkayı sonunda M. Kemal'in eliyle giydiler."
**********
KAYNAK:
Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım (Paris), Altındağ Yayınları, Istanbul 1967, cild 3, sayfa 623, 624.
********************
********************
********************
Şapka Zulmü - 14
Batman Adliyesi'ne duruşmayı izlemek için gelen 75 yaşındaki Salih Boral, başındaki yerel sarık sebebiyle
başsavcının talimatıyla 'Şapka Kanunu'na muhalefetten' gözaltına alındı.
İşlemler için yaklaşık 5 saat karakol, sağlık ocağı ve adliye arasında gidip gelen 75'lik dede çıkarıldığı
mahkemece serbest bırakıldı. Gözaltı kararını veren Başsavcı Harun Yılmaz, sarık takmanın suç olduğunu
ileri sürerek, Boral'ı adliyede sarıkla dolaştığı için gözaltına aldırdığını kaydetti. Hukukçular ise Şapka
Kanunu'nun devlet memurları için geçerli olduğunu ve asıl şapka takmayan başsavcının suç işlediğini
açıkladı.
Batman'da 3 Mayıs 2004 günü Toptancılar Sitesi'nde 3 kişinin ölümü, 22 kişinin de yaralanmasıyla
sonuçlanan patlamada dükkânı zarar gören Salih Boral, site esnafınca TÜPRAŞ hakkında açılan davanın
duruşmasını izlemek üzere Batman Adliyesi'ne gitti. Duruşma bitiminde adliyeden ayrılmak üzere olan Boral,
neye uğradığını anlayamadan polis tarafından gözaltına alındı. Başsavcı Harun Yılmaz'ın talimatı üzerineyakalanan ve hakkında Şapka Kanunu'na muhalefetten hazırlık soruşturması başlatılan Boral'ın sarığına
mahkemece el konuldu. Bir buçuk metre uzunluğundaki sarık suç delili olarak zabıtlara geçti. Hakkında
hazırlık dosyası oluşturulan Boral ile ilgili dava açılıp açılmayacağına nöbetçi savcılık karar verecek.
Duruşma salonunda ve adliye koridorlarında sarığının cebinde olduğunu söyleyen Boral, olayın kendisini çok
üzdüğünü söyledi. Adliye polisinin uyarısı üzerine sarığını cebine koyduğunu ve duruşma sonuna kadar
çıkartmadığını dile getiren Boral, başına gelenleri, "İçeri girerken bir polis beni uyardı. Polisin uyarısı üzerine
sarığımı cebime koydum. Duruşma bitiminde bahçeye çıktık. Basın mensupları diğer arkadaşlara bir şeyler
soruyordu. Fotoğraf çektik, daha sonra bahçede sarığımı taktım, adliyeden çıkmaya hazırlanırken, bir polis
geldi `Amca bizimle geleceksin.´ dedi." cümleleriyle anlattı.
"(...) Polislerin beni suçlu gibi götürüp getirmesine çok şaşırdım ve üzüldüm. Yaşadığım heyecan nedeniyle
tansiyonum 18'e kadar çıktı. Herkes üzüldü, beni götüren polislerden biri bile `Amca benim de babam böyle
sarık takıyor. Üzülüyoruz; ama ne yapalım elimizde bir şey yok.´ dediler. Bu nasıl bir uygulama
anlayamadık." (...)
**********
KAYNAK: Zaman gazetesi, "75'lik dede, Şapka Kanunu'na muhalefetten gözaltına alındı", 8 Mart 2005.
********************
********************
********************
Şapka Zulmü – 15 ve SON
Şapka İdamlarında Bir Kadın: Şalcı BacıŞapka Kanunu’na muhalefet ettiği gerekçesiyle idama mahkum olanlar arasında bir kadından da söz edilir.
Bu, bohçacılık yaparak hayatını kazanan ve “Şalcı Bacı” diye tanınan bir kadındır. Gazeteci Nimet Arzık, bu
olayı duyduğunda bir hikaye yazdığını ve adını “Şalcı Bacı Asılmağa Gidiyordu” koyduğunu anlatır. Nimet
Arzık, Şalcı Bacı’nın “Şapka Kanunu’na Muhalefet suçundan asılacağı” kararına şaşırdığını, “candarmalar”
onu iterek götürürlerken “Kadın şapka giye ki asıla?” diye sorarak geçtiği yollardaki “donuklaşmış” insanların
içlerini kabarttığını da ifade eder.
Şalcı Bacı’nın “Kadın şapka giye ki asıla?” şeklindeki safça şaşkınlığı yansıtan sorusunu Nimet Arzık şöyle
cevaplandırır:
Giyer, giymez, ama “icaplar” vardı. Görev icapları, ödev icapları, ibret icapları, gösteri icapları. Şalcı Bacı’yı
iki metre boyuyla, “isli” yüzüyle, yılan yılan incelmiş örgüleriyle, siyah puşusuyla ve bütün sabır felsefesiyle
darağacına vardırıyordu bu icaplar. Bildik evler arkasında kalıyordu, hükümet meydanına dek. Erkek
adımlarla, bilmedik bir dünyaya doğru yürüyordu. Donuklaşmış halkın arasından, koşuşanlar vardı ağlayarak,
onu o bilmedik dünyanın eşiğine kadar uğurlayan.
“Şapka Kanunu’na Muhalefet” suçundan Şalcı Bacı’yı idama gönderenlerden biri, gazeteci-yazar Çetin
Altan’ın dedesi Kumandan Tatar Hasan Paşa’ydı. Altan bir kitabında bu olayın kendisini nasıl etkilediğini
şöyle anlatmıştı:
Dedem Hasan Paşa çok sert bir askerdi. İsmet Paşa topçu okulunda öğrenci iken, Hasan Paşa okul
müdürüydü. Sonrası ünlü komutanlar olan o dönemin öğrencileri, anlatıp dururlar Hasan Paşa’nın sertliğini.
Bir şapka isyanını bastırmakla görevlendirildiği bir kentte, hızını alamayıp bir de kadın asmıştı. Sanırsam
siyasal duçtan ilk asılan kadın odur tarihimizde. Kadın sehpaya çıkmadan önce “Ben bir hatun kişiyim. Şapka
ile ne derdim ola ki” demiş galiba. Ben o tarihte henüz doğmamıştım. Çok ama çok sonradan öğrendim
bunları. Ve inanın ince sızı gibi tatsız bir burukluk kaldı içimde.
Erzurum’da halk içinde Şapka Kanunu’na gösterilen muhalefet üzerine Vali Paşa’yla Kumandan Tatar Hasan
Paşa kafa kafaya vererek bu muhalefeti kırmak için “daha kestirmeden” bir çözüm arayışına düşmüşlerdi.
İşte Şalcı Bacı’yı idama götüren gelişmeler böyle başlamıştı. Nimet Arzık’ın anlattığına göre Vali ve
Kumandan Paşa şöyle demişlerdi:Ne yapalım, muhayyelelere dehşet salmak için kimse hükümetin emrinden dışarı çıkmaın diye. N’apalım? Bir
kadın asalım, inkılaplara karşı geldi diye.
Sonrası da şöyle: İnkılaba karşı, gösterişli boyundan ötürü Şalcı Bacı’yı bulmuşlardı. Bohçacıydı yazık.
Evden eve gezer, çarşaflar, yatak örtüleri, puşu’lar satardı, dolaştıkça yassılaşan bohçasına sarılı.
Ve evlerinde rahat oturan kadınların şikayetlerini dinlerdi, “izli” yüzünün huzuru bozulmadan bazan bir
“kitaplık” laf ederdi, yerini bulan. Şalcı Bacı’nın ne şapka’dan, ne de inkılaptan haberi vardı. Ama “ihbar” diye
bir müessese ardır, hala acı acı işler Türkiye’de. İşte o müessese işlemişti.
Böylece Şalcı Bacı’nın yüzü inanamazlık ve şaşkınlıkla karışmıştı. İkide bir de duralarken “Kadın şapka giye
ki asıla?” diye sorarak direnmişti. Arzık hikayesinde diyor ki:
Ve asıldı. Sarkmış bücudu ne kadar, ne kadar uzandı, Türkiye’nin her tarafına gölgeler salacak kadar uzun.
İşte Tatar Hasan Paşa’ların ve Vali Paşa’ların işine öyle geliyor diye, kendi halinde zavallı bir bohçacı kadın,
şapka giymesi mümkün olmayan savunmasız Şalcı Bacı bir çırpıda Şapka Kanunu’na muhalefetten idam
edilenler kervanına katılmıştı.
***
KAYNAK: Cihan Aktaş, Tanzimat’tan 12 Mart’a Kılık-Kıyafet ve İktidar.
********************
********************
********************
Şeyhülislam'ın "şapka" fetvası
ve Islam şerefiyle kemal bulmuş bir alim... Sadece Osmanlı topraklarında değil bütün Islam coğrafyasında
itibar sahibi ve eserleri günümüzde de kıymetini koruyan büyük bir Islam alimi kabul edilen ve aynı zamanda
ikinci "Ebû Hanife" ve "Müfitiyü's-Sakaleyn" (insanların ve cinlerin müftüsü) unvanları verilmiş olan Kanuni
Sultan Süleyman'ın (radıyallahu anh) Şeyhülislam'ı Ebussuud Efendi (radıyallahu anh)'ın Fetvalarından:Soru: Zeyd, bi-gayri zaruretin, başına yahudi şapkasın giyse, şer'an Zeyde ne lâzım olur?
Elcevap: Küfür lâzımdır.
Sadeleştirelim:
Soru: Kişi zaruret olmadan yahudi şapkasını (fötr şapka) takarsa, kişiye ne lazım gelir?
Cevap: Küfür lazım gelir. (Kafir olur)
**********
KAYNAK:
M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislam Ebussuud Efendi Fetvaları Işığında 16 Asır Türk Hayatı, Enderun Kitabevi,
Bölüm: 6- Gayri Müslimler, Konu: C. Kâfire Benzeyenler, 530. Mes'ele, A. 260 a




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder