2 Nisan 2015 Perşembe

"Şapka" Zulmü, M. Kemal Atatürk, Şapka Zulmü, Cumhuriyetin Zulmü, Diktatörlük, Despotluk (15 Bölüm)

Şapka Zulmü - 1
Bilindiği gibi, M. Kemal 24 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu'ya elinde Panama şapkasıyla gitmiş,
Kastamonu'lulara hitaben yaptığı şu konuşma ile şapka konusu Türkiye'nin gündemine oturmuştu:
"Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz.
Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları
tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi,
smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız! İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak
için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!"[1]
M. Kemal Atatürk'ün Karlsbad'da tuttuğu anı defterinden:
"...Yemekten sonra oturduğumuz salon, dans salonunun ittisalinde idi. Gayet zarif, latif birkaç genç kadın
simokinli erkeklerle dans ediyorlardı. İki salon arasındaki büyük camlı kapı köşede işgal ettiğimiz fotöylerden
bu tekerrür ve temadi eden Vonstep'leri seyre pek müsaitti.
- Ne güzel dedim. Dansı çok sevdiğimden ve ataşemiliterlik zamanımda birinci valsörlerden addedildiğimden
bahsettim. Hanımefendi de kızlık hayatında çok dans ettiğinden ve dansı sevdiğinden bahsetti ve sonra ilave
etti...
- Bu hayatın bizde (Türkiye'de) teessüsü (tesisi) ne kadar müşkül...
(M. Kemal) : Dedim ki, ben her vakit söylerim, burada da bu vesile ile arzedeyim benim elime büyük selahiyet
ve kudret geçerse, ben hayat-ı ictimaiyemizde (sosyal hayatımızda) arzu edilen inkılabı bir anda bir "JOP" ile
tatbik edeceğimi zannederim."[2]Kuvay-ı Milliye'nin kadın kahramanlarından olduğu bilinen ve özellikle M. Kemal ve Ismet Inönü'ye
yakınlığıyla tanınan Halide Edib (Adıvar) da, şapka uygulamalarını eleştirenler arasındaydı. O, fakir halka
karşı girişilen baskı ve halkın şapkaya olan başkaldırısı üzerine o yıllarda şöyle diyordu;
''Şapka kanunu bu dönemde girişilen devrimlerin ilki ve en gözalıcısı olmakla beraber, aynı zamanda en
beyhude, en anlamsız ve en sathisi (yüzeyseli) idi.''[3]
Halide Edib Adıvar'a göre, devrimler arasında en ciddi muhalefeti yaratan şapka kanununa, sokaktaki
adamın karşı koyması, kanunu yapanlardan gerçekte çok daha batılıydı.(...)[4]
**********
Devam edecek inşaallah
**********
KAYNAKLAR:
[1] K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, İstanbul 1981, cild 10, sayfa 67.
[2] Prof. Dr. A. Afetinan; M. Kemal Atatürk'ün Karlsbad Hatıraları, Ankara 1983, sayfa 26, 27.
Ayrıca bakınız: Der. Behçet Kemal Çağlar, Atatürk Devriminden Damlalar, Istanbul 1967, sayfa 52.
[3] Paul Gentizon, M. Kemal ve Uyanan Doğu, sayfa 100-103.
[4] Halide Edib Adıvar, Dictatorship and Reforms in Turkey, Yale Rewiew, 1929 Güz Sayısı, sayfa 30.
********************
********************
********************
Şapka Zulmü - 2
Halide Edip Adıvar'ın beyhude ve anlamsız addettiği şapka kanunu ve uygulamaları ile ilgili olarak, daha çok
hiç bir hukuki temele dayanmadan yürütülen baskılarla ilgili olarak Mete Tuncay'ın yaklaşımı da bir hayli
ilginç ve düşündürücü niteliktedir. Mete Tuncay ''Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması''
adlı eserinde:
''Şapkaya karşı doğan tepkilerin şiddetle bastırılması üzerine, gerçekten pahalı olduğu halde, hiç kimsede
şapka giymenin pahalı olabileceğini söyleyecek hal kalmamıştır. Çünkü görülmüştür ki,artık sorun ''fes'' ya da
''şapka''yı değil, onlardan birinin giyileceği kafayı yerinde tutabilmektir!'' diyerek Eylül-Ekim 1925 tarihlerinde,
artık Türkiye'de gelinen noktanın şapkayı veya fesi değil, onu giyecek kafanın yerinde kalması probleminin
olduğunu, yani ölmek veya ölememek sorununun yaşandığını dile getirir.
''Sorun fes ya da şapkayı değil, onlardan birinin giyileceği kafayı yerinde tutabilmektir!''[1] sözünün en açık
anlamı ''şapka için ölmek veya ölmemek''tir.
Işte böyle bir vahşet. Çağdaşlık adına çağdışılık, barbarlık.
**********
Devam edecek inşaallah
**********KAYNAK:
[1] Halide Edib Adıvar, Dictatorship and Reforms in Turkey, Yale Rewiew, 1929 Güz Sayısı, sayfa 30.
********************
********************
********************
Şapka Zulmü - 3
Tarih 25 Kasım'a gelindiğinde, meclis şapkayla ilgili 2 Eylül Kararnamesinin yerine ''Şapka Kanunu'' çıkması
ve uygulamaların kanun ışığında daha zecri (zorlayıcı) tedbirlerle yürütülmesi için bir kanun teklifi vermişti.
Kanun teklifinin gerekçesinde:
"Aslında hiç bir öneme sahip olmayan ve fizik olarak hiç bir kıymet ifade etmeyen başlık konusu, muasır
medeniyet ailesi içerisine girmeye kararlı Türkiye için özel bir değere sahiptir. Şimdiye kadar Türkler ile diğer
çağdaş, medeni milletler arasında bir simge/sembol niteliğinde sayılan şimdilik başlığın, fesin değiştirilmesi
ve yerine çağdaş medeni milletlerin tümünün ortak başlığı olan ve medeniyetin de bir simgesi olan şapkanın
giyilmesi gereği belirmiştir. Türk milleti de çağdaş medeni milletler arasına girmeye karar verdiğinden,
behemahal (mutlaka) şapkayla ilgili kanunun kabulünü teklif ederiz!!"[1] denilerek şapkanın medeni/uygar
olmakla eş anlamlı olduğu belirtiliyor.
Oysa bir simgeyi zorla benimsetmekle çağdaş, medeni milletler arasına girilmez... "Özünü" benimsemek ile
girilir. Halka "zorla" birşeyi yaptırmak bile başlı başına Medeni milletlerin kabul ettiği ilkelere "aykırıdır."
Kemalist rejime göre günümüzde muasır medeniyetin önünde bir engel daha var; "bayanlarımızın başındaki
örtü."
Bunu da kamusal alandan uzaklaştırmaya muvaffak olmakla beraber, son dönemde ağır bir mağlubiyet
almışlardır.
Halbuki yukarıda da ifade etmiş olduğumuz gibi çağdaş medeni milletlerin arasına "şapka"yı zorla
giydirmekle girilmez. Bu çağdaşlık değil, aksine barbarlıktır.
Nitekim Fransız "La Presse" gazetesi de bu hususa değinmiş ve yayınladığı bir başmakalede şu sözlere yer
vermiştir:
"Bir memlekette ki, başına hükümetin istediğini giymeyeni asarlar, orada Cumhuriyet olur mu? Sizde
(Türkiye'de) Millet Meclisi mi var?"
Öte yandan aynı makalede M. Kemal de çok ağır ifadelerle eleştirilmiştir:
"Şark'ta (Doğu'da) onun gibi (M. Kemal) merhametsiz bir Firavun nâdir hüküm sürmüştür"[2] diyerek durumu
açıkça ortaya koymuştur.
**********
Devam edecek inşaallah
**********
KAYNAKLAR:
[1] Mete Tuncay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, sayfa 150.
[2] La Presse gazetesi, 9 Eylül 1928 nüshası.********************
********************
********************
Şapka Zulmü - 4
Eylül 1925 tarihlerinde basın da üzerine düşen görevini yapıyor ve alabildiğine sarık, cübbe ve fes üzerine
hücuma geçiyordu. Şapkaya övgüler düzülerek yürütülen kampanya da fesle ilgili gazete başlıkları dikkat
çekiciydi. Gazeteler fes'i şöyle veriyorlardı:
''Bu özük kazın rengindeki başlık bütün bir milletin kanının akıtıldığı bir rejimi hatırlatmaktadır.''
''Opera -komik olan bu başlık.''
''Bu fuar tiyatrosu malzemesi.''
''İçiyle ve dışıyla tanı bir şarap şişesi kasesi.''
''Gelincik.''
''Horoz İbiği''ni kullanmak herkesi utandırıyor.''
"Her adımda bir rüzgar esintisinde sallanan püskülüyle fes.''[1]
Gazete başlıklarıyla halkın fesiyle alay ediliyor, fesli komikliklere karşı halk mücadeleye çağırılıyordu.
Gazetelerin yönlendirmesiyle özellikle İstanbul'da halk içinde büyük kavgalar başlıyordu. Şapka giyenler,
feslilerin sarıklıların karşısına çıkmışlar, hükümet desteğini de düşünerek tenha yerlerde gördükleri fesli
kişileri, sarıklı kişileri grublar halinde feci şekilde dövüyorlardı.
M. Kemal üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Paul Gentizon kitabında bu konunun şahidi olarak şapkayla
ilgili terör olaylarına yer verir:
''Şapka giyenler, her yerde külah giyenlerin karşısına çıktı. Hatta neredeyse baş giysisini değiştirecek yerde
fes'de ısrar edenlere veya şapka giymeyip başı açık dolaşanlara karşı dayak dahil her türlü enerjik çarelere
başvrulurdu. Birçok fırsatlarda sokaklarda,vapurda, gösteri salonlarında ''şapka''lar,''fes''lere hücum etti! Fes
ve fesliler daima yenildi. Fesler şapkalılarca parçalandı, ayaklar altına alınıp ezildi veya denize atıldı.''[2]
''Şapka''lar ''Fes''lere hücum etti, dayak dahil her türlü enerjik çarelere başvuruldu ifadeleri, bir yabancının
gözüyle bile ne tür bir terör estirildiğini ve şapkalıların feslileri nasıl bastırdığını açıkça ifade eder. Ve en
korkuncu, şapka giymeyip başı açık olanların bile dövüldüğü bir çılgınlıklar ortamı olmuştur zamanın
Türkiyesi.''
**********
Devam edecek inşaallah
**********
KAYNAKLAR:
[1] Gazette Costantinople, 5 Ekim 1925, Paul Gentizon, M. Kemal ve Uyanan Doğu, sayfa 99.
[2] Paul Gentizon, M. Kemal ve Uyanan Doğu, sayfa 99, 100.
********************
********************
********************Şapka Zulmü - 5
Şapka kanunu çıkar çıkmaz köprünün iki başı ile anayol kavşaklarına yerleştirilen polisler fesleri ve feslileri
toplamaya başladılar.[1]
Kızılay da fes toplama kampanyasına girişerek topladığı fesleri yoksullara "terlik" yaptırdı.[2]
Türkiye Cumhuriyeti'nde bulunan Asker sınıfının, Diyanet Işleri Başkanlığına bağlı memurların, ülkedeki tüm
memurların ve genel olarak sivillerin resmi törenlerde giyecekleri elbiseyi belirleyen bir yönetmelik yayınladı.
Resmi merasimde giyilecek kıyafet, ceketatay, siyah yelek ve pantolon olmak üzere frak olarak belirlendi.
Bunu önü sert kolalı beyaz gömlek, dik veya uçları kırık beyaz kolalı yaka, beyaz fiyonklu boyun bağı, siyah
rugan ayakkabı ya da maskaratları düz rugan iskarpin, silindir şapka, beyaz eldiven, baston veya siyah
şemsiye tamamladı.
Resmi gecelere veya resmi tiyatrolara ise silindir şapka ile gidilecektir.[3]
Istanbul'da bulunan şapkacılar şapka yetiştirmek için Avrupa'dan "gemiler dolulusu" şapka, (birde
Antiemperyalistiz diyorlar) kasket getirdiler. Halkın şapkaya yaptığı akın karşısında (mecbur, kelle gidecek
yoksa) Ankara'da şapkacılarda tek bir şapka bile kalmadı.
Bu durumu Paul Gentizon "Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu" kitabında şu sözleriyle betimliyordu:
"Kıtlık günlerinde, bazı saatlerde ekmek fırınlarının önünde olduğu gibi, şapka dükkânları da adeta müşteriler
tarafından sarılıyor ve önünde uzun kuyruklar oluşturuluyordu."[4]
**********
Devam edecek inşaallah
**********
KAYNAKLAR:
[1] Cumhuriyet gazetesi, 2 Eylül 1925, sayfa 1.
[2] Orhan Koloğlu, Islamda Başlık, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1978, sayfa 95.
[3] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Diyanet Işleri Başkanlığı Katoloğu, 051.V48.13.114.45, (17 Eylül 1925).
[4] Paul Genziton, Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu. Çeviren: Fethi Ülkü, Üçüncü basım, Ankara, Bilgi
Yayınları, 1995, sayfa, 99

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder