M. Kemal'in 14 Haziran 1919 tarihinde Samsun/ Havza'dan Sultan Vahdettin'e (rh.a) yolladığı bir telgrafta
Milli Mücadele'ye kendi arzusuyla katılmadığı görülüyor:
Bunu bizzat M. Kemal kendisi söylüyor:
"Beni İstanbul'dan nefy ve ted'ib (yola getirme) maksadıyla Anadolu'ya gönderdiler."[1]
Yani "gönderildiğini" itiraf ediyor.
Diğer taraftan Istiklal Harbinin önde gelen isimlerinden Rauf Orbay'ın hatıralarında da M. Kemal'in henüz
Anadolu'ya geçme kararını vermediği yazılıdır.[2]
Kazım Karabekir'in hatıralarında yazdıkları da bunu teyid ediyor... Kazım Karabekir, M. Kemal ile aralarında
geçen bir görüşmeyi şöyle anlatıyor:
Karabekir: «Paşam, İstanbul'da çok kalmayınız. Ve buradaki diğer komutanlar üzerinde de müessir (etkili)
olarak bir an evvel Anadolu'yu kuvvetlendirelim. Birçok batmış milletler istiklâllerine kavuşurken asırlar
doldurucu muazzam tarihi olan Türk milletini kurtaralım.»
M. Kemal: «Vaziyet size hak verdiriyor. İyi olayım gelmeye çalışırım.» dedi.[3]
"Gelmeye çalışırmış" Yani gönülsüz...
M. Kemal'in 14 Haziran 1919 tarihinde Samsun/ Havza'dan Sultan Vahdettin'e (rh.a) yolladığı bir Telgraf 'ta
da Milli Mücadele'ye kendi arzusuyla katılmadığı görülüyor:
"Huzurdayken İzmir'in işgali karşısında “pek mahzun olan” kalbinizin “bu nokta-i necâta ait ilhamatı”nı, (yani
ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları) şu an gibi
hatırlıyorum. Sizin “ilkâ”nızdan, (yani Şemseddin Sami'nin "Kamus-i Türkî "sine bakılırsa, "benim fikrimi
çelmenizden") aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum."[4]
"Benim fikrimi çelmenizden" diyor, daha ne desin? Kendisi Milli Mücadele'ye "ikna" edilmiş.
Peki M. Kemal Samsun'a gitmeye neden ikna edilmeye çalışılmıştı? M. Kemal'in Istanbul da kalmak
istemesinin nedeni, sonradan ihanet ile suçladığı insanların kabinesine (hükümetine) girmek isteyişindendir.
Bunu Kazım Karabekir hatıralarında yazmıştır:
«..Yıldırım ordularının grubunun lağvı üzerine açıkta kalmış olan Mirliva (Tuğgeneral) M. Kemal Paşa
Hazretleri'ni ziyaret ettim. Bu ziyaret sebeplerinden biri de müşarünileyh (anılan kişiyi, yani M. Kemal'i)
İstanbul'da kalıp `Kabineye´ girmek hususundaki arzularından sarfınazar ettirmek (vazgeçirmek) gayesine
matuftu..»[5]
M. Kemal'in 11-13 Ekim 1918'de Halep'ten Vahdettin'e çektiği "çok gizli" telgrafta "Derhal İngilizlerle ayrı
barış yapmak üzere kendisinin de katılacağı yeni bir Bakanlar Kurulu oluşturulmasını önermesi" de olayı
yeterince aydınlatıyor.[6]
Son olarak "Gazi'nin Hayatı" isimli eserin 79. sayfasına bakalım:
"M. Kemal Paşa, Anadolu'ya kendisini uzaklaştırmak isteyen hasımları tarafından gönderilmiştir."[7]
Gördüğünüz gibi bu eserde de M. Kemal'in "gönderildiği" yazmaktadır.
M. Kemal ve müdafileri "hasımları tarafından uzaklaştırıldığını" iddia ederler... Onların "yorumu" budur. Oysa
Milli Mücadele'ye gönderildiğini M. Kemal'in telgrafında görüyoruz.
**********
KAYNAKLAR:
[1] M. Kemal Atatürk, Nutuk, sayfa 7.
[2] Orbay Rauf, Cehennem Değirmeni, c. 1, İstanbul 1993, sayfa 231.
[3] Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993 sayfa 33.
[4] (Telgraf için fotoğrafa bakınız.) Atatürk'ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, C.I, Der. Nimet Arsan, Ankara
1963, sayfa 15-17.
Ayrıca: Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi,:Cilt: 1, Devre:1, İçtima :1,, İnikat:2, sayfa 10-11. (Meclis
tutanakları)
[5] Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993 sayfa 25, 26.
[6] Atatürk'ün Bütün Eserleri, cilt 2, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, sayfa 232.
[7] Gazi'nin Hayatı, sayfa 79 (Kitap, M. Kemal Atatürk yaşarken hazırlanmıştır.)
(M. Kemal Atatürk'ün Sultan Vahidüddin ile son görüşmesini anlatmak için, General Charles H. Sherrill'e
çizdiği kroki. Krokide görülen "moi" kelimesi, fransızca; "ben" demektir.)
Bu gerçeği M. Kemal Atatürk (her ne kadar kamuoyuna açıklamaya cesaret edemese de) yakın dostlarından
Falih Rıfkı Atay ve Amerika Büyük Elçisi General Sherrill'e bizzat itiraf etmiştir.
Charles H. Sherrill, M. Kemal Atatürk'ün Samsun'a hareket etmeden önce Sultan ile son görüşmesini
kendisine şöyle anlattığını yazar:
- "Odaya girdiğim zaman, sultan şurada bir masanın yanında oturuyordu, (odanın çabucak çizdiği krokisinde
sultanın bulunduğu yeri kırmızı kalemle işaretlemişti). Ben burada idim (burasıda mavi kalemle
noktalanmıştı). Bir pencere vardı (pencerenin bulunduğu yere bir P harfi koymuştu). Sultan benimle
konuşurken durmadan pencereden dışarı bakıyordu."
Heyecanla sormuştum:
- "Acaba pencerenin dışında ne vardı?"
Mustafa Kemal bu sorunun cevabını vermeden önce, önündeki kağıda mavi kalemle gemilerin krokisini
çizmiş ve sonra bana dönerek:
-"Yıldız Sarayı'nın hemen karşısında, Boğaz'da demirli duran müttefik donanmasına bakıyordu" demişti.
***
Şimdi aynı görüşmeyi bir de Falih Rıfkı Atay'dan dinleyelim:
- "Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda Vahdettin'le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında,
dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi'ne doğru açılan penceresinden
gördüğümüz manzara şu. Birbirine paralel hatlar üzerine düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar sanki Yıldız
Sarayına doğrulmuş! Manzarayı görmek için oturduğumuz yerlerden başlarımızı sağa sola çevirmek kafi idi.
Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı:
"Paşa paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (elini demin
bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti:) tarihe geçmiştir." O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu
anladım. Dikkatle ve sükunla dinliyordum:
"Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa paşa, devleti
kurtarabilirsin!"
***
Yani açıkça görülüyor ki, Milli mücadeleyi Sultan Vahidüddin başlatmıştır, ancak M. Kemal Atatürk kendisine
verilen geniş yetkileri fırsat bilerek Osmanlı ordusunu kendisine bağlamış ve Osmanlı devletine darbe
yapmıştır.
Sultan Vahidüddin'e (radıyallahu anh) hain diyenler utansın.
**********
KAYNAKLAR:
[1] General Charles H. Sherrill, Mustafa Kemal'in Bana Anlattıkları, Örgün Yayınevi 2007, sayfa 107.
[2] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yayınları, sayfa 187,188.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder