
(Fotoğraf: 6 ve 7'inci dipnotlara dair Meclis tutanakları)
Halk, Kurtuluş Savaşı'nı "düşmandan kurtuluş" olarak anladığı için, "görünürde" düşmana karşı mücadele
eden M. Kemal Atatürk'ün yanında yer almıştır. Ancak M. Kemal Atatürk "gerçekte" düşmandan değil;
Osmanlı Devleti'nden, Hilafet'ten ve Allahu Teala'nin emirleri olan Şeriat'tan, kısaca Islam'dan kurtulmak
maksadıyla mücadele ediyordu.
Din adamlarıda, M. Kemal'in gerçek maksadını anlamamış ve bu oyuna gelmişlerdir.
M. Kemal Atatürk 22 Aralık 1919 tarihinde, yani Kurtuluş Savaşı'nın başlarında, din adamlarından destek
almak ve "Islam mücadelesi" yaptığı intibaını vermek gayesiyle Hacıbektaş'ı ziyaret etmiştir.[1] Yine aynı
amaçla 23 Nisan 1920 tarihinde Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Cuma günü ve dualarla açılmıştır.[2]
Ancak yunanlıların vatanımızdan çıkmasıyla birlikte M. Kemal Atatürk'ün gerçek yüzü de ortaya çıkmıştır.
Nitekim Sakarya Meydan Savaşı'ndan sonra beraberindekilerle Ankara'ya dönen M. Kemal Atatürk, dua
etmek için Hacı Bayram Veli'nin türbesine gitmek isteyenlere:
- "Öyle şey olmaz, yurt toprağını karış karış kanını akıtarak ve canını vererek savunan Mehmetçiğin hakkını
ben evliyalara kaptırmam!" Deyip doğruca meclis binasına sapmıştır.
M. Kemal böyle bir davranışta bulunmasının gerekçesini ise şöyle açıklamıştır:
- "Kimileri benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yersiz bir davranış gözüyle bakmış olabilirler; ama
ben, hele yurdun savunmasında, güvenilecek gücün evliyaların, yatırların 'maneviyatı' olamayacağını
hatırlatmayı 'artık' zorunlu bulmuştum."[3]
Yani, M. Kemal'in "artık" bunlara ihtiyacı kalmamıştır.
Başka bir vak'a ise şöyledir:
"Meclise geldik. Bir de müezzin geldi. Müezzin ezan okudu. Meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman
Atatürk'ün önüne sırmalı elbiseler giyinmis bir Imam dikildi. Atatürk ne istediğini sordu. Imam ellerini
kaldırarak, "Dua etmeden girilmez!" dedi. Atatürk, "Bu yurt Mehmedçiğin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis
onun gayretiyle kuruldu. Yoksa senin duanla degil! Çekil oradan!" dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi."[4]
Gördüğünüz gibi, M. Kemal Atatürk halkı ve din adamlarını aldatmıştır.
Öte yandan M. Kemal Atatürk TBMM'nin açılışının öncüsü ve en örgütlü son kongrede, Sivas Kongresi'nde,
şöyle and içmiştir:
"Makam-ı Celil-i Hilâfet ve Saltanata, Islâmiyete, Devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten
hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek... çalışacağıma... namusum ve bilcümle mukaddesatım namına
vallah, billâh."[5]
Üstelik, 24 Nisan 1920 tarihli Meclis konuşmalarında da Hilafet makamını ve Saltanatı koruyacağını
söylemiştir (sadeleştirdik) :
"Hilâfet makamının ve saltanatın bağımsızlığının dokunulmazlığını, milli bağımsızlığımızı ve milli sınırlarımız
içinde yaşama imkân verecek bir barışı sağlayacak önerileri ayrıntıları ile tespit edip uygulayabilmek için,
millet tarafından olağanüstü yetkiye sahip bir meclisin Ankara'da toplanması gereğini millete duyurmakla ilgili
milli görevimizi ve vatan borcumuzu da yerine getirdik.(...)
Meclisimizde oluşan ve beliren milli kudretimiz, Hilâfet makamı ve saltanatı yabancı baskısından kurtaracak
ve Osmanlı devletini dağılma ve tutsaklıktan kurtarma önlemleri alacaktır. Tam bağımsızlığa sahip, hilâfet
makamına vicdani bağlılığı ile övünen, islâm dünyası içinde yaşama anlayışını kendinde gören bir milletin
tutsak olamayacağı inancıyla, davranışlarımızı adım adım izleyen bütün medeni dünya ve insanlık sizlere
yardımcı olacaktır. (Hararetli alkışlar)"[6]
Ayrıca aynı gün Meclist'e, Sultan Vahidüddin'e (radıyallahu anh) "Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri
Yaveri M. Kemal" imzasıyla şöyle bir telgraf çektiğini beyan etmiştir (sadeleştirdik) :
"Millet bağımsızlığına kavuşsun, saltanat makamı ile yüce ve büyük hilâfet yok olmaktan kurtulsun. Sonsuz
bağlılığımın daima artmakta olduğunu bildirerek buna inanmanzı rica ederim."[7]
Mesele gayet açık değil mı? Hilafeti, Şeriat'ı ve Saltnatı kaldıran M. Kemal değil miydi? Resmen halkı ve din
adamlarını kandırmıştır. Bunu zaten kendisi de itiraf etmektedir...
Yaveri Mazhar Müfit Bey, M. Kemal Paşa'nın Erzurum Kongresi'ni açarken yaptığı konuşmanın sonunda şu
sözlere yer verdiğini yazar:
"En son olarak niyazım şudur ki, Cenâb-ı Vacibü'l-Amal Hazretleri, Habib-i Ekrem'i hürmetine, bu mübarek
vatanın sahip ve müdafii ve diyabeti celile-i Ahmediye'nin ilâyevnilkıyâme- haris-i estakı olan millet-i
necibemizi ve makam-ı saltanat ve hilâfet-i kübrâyı masun ve mukaddesatımızı düşünmekle mükellef olan
heyetimizi muvafık buyursun."
Mazhar Müfit, bu konuşmayı yadırgayarak Paşa'ya niçin böyle bir konuşma yaptığını sorar.
Kongre akşamı Paşa'ya:
- "Erzurum, nutkunuzun sonunu **müftü efendinin duası gibi** bitirdiniz", dedim. Bu tarz konuşmamı hoş
gördüğü için sadece güldü ve:
"Maksadını anlıyorum, anlıyorum amma şimdi vazifemiz halkı, vatanı ve esir padişahı kurtarmaya
**inandırmaktan** ibarettir."[8]
Türk Tarih Kurumu tarafından basılan kitaptan alıntıladığımız bu diyalogtaki itirafı, M. Kemal Atatürk'ün
Nutuk'undan da teyit etmek mümkündür...
M. Kemal Atatürk Nutuk'ta şöyle demektedir:
"Gerçek, Osmanlı Saltanatının ve Hilâfetin yıkılmış ve ortadan kalkmış olduğunu düşünerek yeni temellere
dayanan, yeni bir devlet kurmaktan ibaretti. Fakat durumu olduğu gibi dile getirmek amacın büsbütün
kaybedilmesine yol açabilirdi (...)."[9]
Yani, amacının büsbütün kaybedilmemesi için durumu olduğu gibi dile getirmemiş. Peki durumun aslı neydi?
Görünürde düşmandan, ancak gerçekte Osmanlı Devleti'nden, Hilafet makamından, Allahu Teala'nin emri
olan Şeriat'tan yani kısaca Islam'dan "kurtulmaktır."
Açıkça yalan söylediğini itiraf ediyor. Bu hainlik değil de nedir?
Bu durumda Laikliği ve Kemalizmi; "Millet istedi" denilebilir mi?
Bu hususta bir Hadis-i Şerif konuyu yeterince izah ediyor... Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)
şöyle buyurmaktadır:
"Müslüman bir halka, Allah'ın görüp gözetmek üzere idâreci kıldığı hiçbir kul yoktur ki, onları aldatıp
(zulmetmiş) olduğu halde ölürse muhakkak Allah ona cenneti haram etmiş olmasın." (Buhârî, Ahkâm 8)
Ikinci bölümde, din adamlarının Kurtuluş Savaşı'nda rolü varmıymış, yokmuymuş, göreceğiz.
***
Devam edecek inşaallah...
**********
KAYNAKLAR:
[1] M. Kemal'in ziyareti ile ilgili Arşiv Belgeleri (1911-1921 Tarihleri Arasına Ait 106 Belge), T.C. Başbakanlık
Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın No:1, Gn. No:060, Ankara 1982, sayfa 77.
[2] Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Istanbul 1980, sayfa 335.
[3] Hadi Besleyici, Atatürk'ü Anlamak, sayfa 123, 124.
Ayrıca bakınız; Kânî Demirkan, Atatürk Devrimleri, sayfa 128, 129.
[4] Kemal Arıburnu, Atatürk'ten Anekdotlar-Anılar.
[5] Sivas Kongresi Tutanakları, Haz: Uluğ Iğdemir, Ankara 1969, sayfa 5, 3.
[6] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Içtima senesi 1, Içtima 2, 24 Nisan 1920, celse 3, cild 1, sayfa 29, 30.
(Meclis tutanakları) Fotoğrafa bakınız.
[7] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Içtima senesi 1, Içtima 2, 24 Nisan 1920, celse 1, cild 1, sayfa 11. (Meclis
tutanakları) Fotoğrafa bakınız.
[8] Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk ile Beraber, Türk Tarih Kurumu yay., 1986, cild
1, sayfa 85.
[9] M. Kemal Atatürk, Nutuk, 6. Bölüm: Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Toplanması, 3. Konu: Hükümetin
Kurulması.
M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş
Savaşı'ndaki rolü - 2

(Fotoğraf: 3'üncü dipnota dair Meclis tutanağı)
Bu konu, Kemalist çevrelerde dillendirilen, "din adamlarının Kurtuluş Savaşı'nda payı yoktu" şeklindeki
iddialara net bir cevap niteliği taşımaktadır... Ayrıca, "Fetva" düşmanı olan bu zihniyete "Fetva"nın gücünü
göstermek şart oldu.
M. Kemal Atatürk'ün Adana'dan Istanbul'a çektigi telgraf üzerine kurulmuş olan Ahmet Izzet Paşa kabinesi,
Mondros Mütarekenamesi'ni (Ateşkes Anlaşması'nı) imzalamıştır. Vatanımızın "işgali", Ahmet Izzet Paşa
kabinesinin on günlük Bahriye Nazırı Rauf Orbay (daha sonra M. Kemal'in TBMM'sinde Başbakan
olmuştur !!!) tarafından imzalanan, Mondros Mütarekesi'nin 7'inci maddesine göre vaki olmuştur. Anadolu
halkı, bu mütarekenin koşullarını öğrenir öğrenmez silaha sarılmış ve işgalcilere karşı direnmeye ve
örgütlenmeye girişmiştir.[1]
Amasyalısıyla, Trakyalısıyla, Denizlilisiyle, Aydınlısıyla, Maraşlısıyla, Anteplisiyle, Erzurumlusuyla,
Adanalısıyla, Ankaralısıyla, emperyalistlere karşı ayaklanmıştır. Kısaca çoluğuyla-çocuğuyla, kadınıylaerkeğiyle
Türk Milletinin bütün fertleri harekete geçmiştir. Kadınlarımız cephelere mermi taşımış, çocuklar
yetişkinlerin yanı sıra vuruşmalara katılmış, başta Müftülerimiz olmak üzere pek çok din adamı vazifeye
koşmuştur.[2]
Nitekim M. Kemal Atatürk, 14 Haziran 1919'da Sultan Vahidüddin'e (radıyallahu anh) Samsun/Havza'dan
çektiği ve daha sonra 24 Nisan 1920 tarihli Meclis konuşmasında da açıkladığı telgrafta, bu durumu şöyle
bildirmektedir (sadeleştirdik) :
"Şu bir ay içinde Zat-ı Şahanelerinin (Padişah'ın) Anadolu'sundaki hemen bütün il, liva, ilçe ve hudut
boylarına kadar olan yerlerdeki milletin durumunu ve tüm kumandan ve memurların düşünce ve çalışmalarını
öğrendim ve bilgi edindim. Sonuç olarak açık bir şekilde görülüyor ki, **millet baştan aşağı uyanık olup devlet
ve milletin bağımsızlığı ve yüce saltanat ve hilâfet hakkının korunması için kesin kararlı ve inançla dolu
bulunuyor.** Istanbul'da iken milletin bu kadar kuvvetle ve az sürede felâketlerden bu derece
etkilenebileceğini düşünemedim."[3]
Evet, Milletin ruhunda ve benliğinde mevcut olan direnme gücünü ateşleyen hocalar, müftüler, din adamları
Milli Mücadele fikrinin doğuşunda önemli bir faktör olmuşlardır. Meselâ; Müftü Ahmet Hulusi Efendi, 15 Mayıs
1919 günü düzenlediği mitingte Denizli halkına;
"işgal edilen memleket halkının silaha sarılması dinî bir görevdir"
dediğinde, herkes Müftü Efendi'nin etrafında birleşmiştir. Halkla bütünleşen Ahmet Hulusi, Denizli ve
çevresinde etkili olmuş ve daha sonraki günlerde Milli Mücadele için önem arzeden hizmetlerde bulunmuştur.
Izmir'in işgali üzerine 16 Mayıs 1919 günü Denizli-Sarayköy'de de işgali tel'in (lanetleme) mitingi
düzenlenmiştir. Bu mitingte Ilçe Müftüsü Ahmet Şükrü Efendi[4], halka, Izmir'in kâfir Yunanlılar tarafından
işgal edildiğini, bu kâfirlerin bulunduğu yerde namaz kılınamayacağını ve kılınmasının caiz olmadığını
bildirerek düşmana karşı konmasını istemiştir.[5]
Denizli-Çal Müftüsü Ahmet Izzet Çalgüner (Buradaki Ahmet Izzet, yukarıda bahsedilen Ahmet Izzet Paşa
değildir) Efendi de ilçesinde ve çevresinde halkın millî harekâta katılmaları için çalışmalarda bulunan din
adamlarının ilklerindendir. O, 17 Mayıs 1919 günü Çal halkını Çarşı Camii'nde toplayarak onlara düşman
istilasına karşı seyirci kalınmamasını ve silahla mukavemet edilmesinin gerekli olduğunu anlatmıştır. Daha
sonraki günlerde de aynı camide yapılan toplantılarla halkı düşmana direnme konusunda bilinçlendirmeye ve
teşkilatlandırmaya çalışmıştır. Bu amaçla, ilçenin nüfuzlu kişileriyle toplantı yapmıştır. Böyle bir toplantıda;
"Allahımız bir, Peygamberimiz bir, kitabımız bir, vatanımız bir olduğuna göre muhafazasına mecburuz.
Mukaddesatımızı müdafaa için Allah'ın ve Peygamber'in emirlerine uymak gereklidir. Çöken Saray
Saltanatının yerine milletinin kalbindeki iman nuru bir kat daha parlamıştır..." şeklinde yürekleri ürpertici bir
konuşma yapmıştı.
Bu arada Ahmet Izzet Efendi, toplantıda hazır bulunanlardan bir de imzalı senet almıştır. Çal halkından yirmi
kişinin imzaladığı senette; "Efendim! Bâlada muharrer esami sahipleri (yukarıda isimleri yazılı olanlar),
cümlemiz dinimizi, vatanımızı, namusumuzu vikâye için size iştirak etmeye söz veriyoruz. Buna dair her ne
emir olursa ifasına amadeyiz".[6]
Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin de kurucularından olan Ahmet Izzet Efendi, Çal ve çevresinden topladığı
100 gönüllü ile Aydın-Köşk cephesinde düşmanla çarpışmıştır.[7]
Aynı şekilde Acıpayam Müftüleri Hasan (Tokcan) Efendi ile Mehmet Arif Akşit (1920'de Hasan Efendi,
milletvekili seçilince yerine Müftü olmuştur) ve Tavas Müftüsü Cennetzade Tahir Efendi de ilçelerinin halkını
Milli Mücadele lehinde bilinçlendirmişlerdir. Bu arada Ahmet Izzet Efendi gibi Müftü Hasan Efendi de
çevresine topladığı gönüllülerden oluşturduğu Acıpayam Müfrezesiyle, Aydın Cephesi'ne gitmiştir. Burada
düşmana karşı vatan topraklarını savunmuştur.[8]
Aydın halkının direnişe katılmasını sağlamakta zorluk çeken 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey, Muğla'nın
Bozöyüklü bucağından Hatip Hacı Süleyman Efendi'yi Çine'ye davet etti. Daha önce Muğla'daki Millî
örgütlenmede rol almış olan Hacı Süleyman Efendi, 12 Haziran 1919'da Çine'ye geldi. Buranın ileri
gelenleriyle görüşerek aynı gün Çine Heyet-i Milliyesi'nin kurulmasını sağladı.[9]
Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Bozöyüklü Hacı Süleyman Efendi ve hizmetlerinden şöyle söz eder:
"... Hacı Süleyman Efendi iri yarı, gösterişli, gür ve erkek sesli, pervasız bir din adamıydı. Gördüğü herhangi
bir haksızlığa karşı koymaktan zevk duyardı. Heyet işe başlayıp memleketin umumi vaziyetini görüşürken
Müftü Efendi (Çine Müftüsü)"
"- Yalnız Yunanlılarla kalsak kolay, fakat müttefikleri de var ve kuvvetli"
Mütalâasını ileri sürmüştü... Hacı Süleyman Efendi samimi bir edâ, fakat şiddetli bir lisanla müftüye cevap
verdi:
"- Hoca! Hoca! Ingiliz, Fransız kim olursa olsun memleketimizi kurtarmaya çalışacağız. Icap ederse hepimiz
şerefimizle öleceğiz" diye bağırdı.
Bundan sonra heyet ciddi bir azimle milli vazifesine sarıldı. Ianeler toplandı. Gönüllü kaydedildi. Bunların
ailelerine para yardımı yapıldı. Silahlandırılan yüz kişilik ilk kafile Menderes Köprüsüne, Yunanlıların
karşısına sevk olundu".[10]
Aydın'ın merkezinde yine milli ordu fahri müftüsü olarak cephelerde hizmet yapan Aydın I. Dönem TBMM
üyelerinden Esat Ileri ile Nazilli'de Müderris Hacı Süleyman Efendi'nin önemli hizmetleri olmuştur. I. Dönem
için Izmir'den milletvekili de seçilen Hacı Süleyman Efendi, Demirci Mehmet Efe'nin Milli Mücadele lehinde
hizmete katılmasında etkili olmuştur.[11]
Öte yandan Yunan işgali öncesinde Izmir'de düzenlenen mitingte de Izmir Müftüsü Rahmetullah Efendi,
vatan sevgisinin imandan olduğunu, Izmir'in asırlardır ezan sesleri yükselen semalarında kulakları tırmalayan
çan seslerine katlanmaktansa şerefle ölerek şehadet şerbetini içmenin daha iyi olacağını açıklayarak
konuşmasını şu sözlerle bitiriyordu:
"Kardeşlerim... Ciğerlerinizde bir soluk nefes kaldıkça, damarlarınızda bir damla kan kaldıkça, anavatanımızı
düşmanlara teslim etmeyeceğinize Kur'an-ı Kerim'e el basarak benimle birlikte yemin edin...".[12]
Rahmetullah Efendi, "...bu sakalım kanımla kızarabilir, ama bu alına Yunan alçağını sukûnetle selâmlamış
olmanın karasını sürerek Huzur-u Ilâhiye çıkamam" diye haykırmıştır.[13]
Manisa'da da Manisa Müftüsü Âlim Efendi, Cemiyet-i Islâmiyye adıyla bir örgüt kurarak faaliyete geçmiştir.
Izmir'in işgalinden sonra Müftü Âlim Efendi, Kırkağaç Müftüsü Hacı Rifat Efendi, Burhaniye Müftüsü Mehmet
Muhip Efendi, Edremit Müftüsü Hafız Cemal Efendi, Tire Müftüsü Sunullah Efendi, Yunan işgalini din
açısından değerlendiren bir fetva vermişlerdir. Bu fetvada, Yunan işgali ve zulmünün haksızlığı belirtildikten
sonra, buna karşı fiilî mukavemetin yani cihad yapmanın farz olduğu açıklanıyordu.[14]
Rahmetullah ve Âlim Efendilerden başka Batı Anadolu'da; Balıkesir Müftüsü Hacı Ahmet Efendi, I.Dönem
TBMM Üyelerinden Müderris Abdulgafur ve Hasan Basri (Çantay) Efendiler[15], Edremit Müftüsü Cemal
Efendi, Biga Müftüsü Hamdi Efendi, Ivrindi'de Hafız Hamid Efendi, Fart Nahiyesinde Müderris Ibrahim
Efendi, Balya Müftüsü Hüseyin Efendi, 1920 Nisan'da Anzavur'un adamlarınca şehit edilen Gönen Müftüsü
Şevket Efendi, Bandırma Müftüsü Hakkı Efendi, Tire Müftüsü Sunullah Efendi, Uşak Müftüsü Ali Rıza Efendi,
Uşak Sabık Müftüsü Ibrahim (Tahtakılıç) Bey[16], Eşme Müftüsü Nazif Efendi[17], Turgutlu Müftüsü Hasan
Basri Efendi, Demirci Müftüsü Ismail Hakkı, Soma Sabık Müftüsü Osman Efendi, Bakırlı Hafız Hüseyin
Efendi, Salihli Sabık Müftüsü Mehmet Lütfi Efendi, Manisa Müftüsü Âlim Efendi'nin görevden alınması
üzerine yerine müftü olan Abdülhamit Efendi, Kırkağaç Müftüsü Hacı Rifat Efendi gibi isimler çalışmalarda
bulunmuştur.
***
Devam edecek inşaallah...
**********
KAYNAKLAR:
[1] Prof.Dr. Bayram Kodaman, Amasya Protokolü, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (BTTD), Sayı: 16 (Haziran
1986), sayfa 20.
[2] Mete Tuncay, TC.'nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), 2. baskı, Istanbul, 1989, sayfa 219.
[3] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Içtima senesi 1, Içtima 2, 24 Nisan 1920, celse 1, cild 1, sayfa 10. (Meclis
tutanakları) Tutanak için fotoğrafa bakınız.
Gönderdiği telgraf hakkında bakınız; Atatürk'ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cild 1, Der. Nimet Arsan,
Ankara 1963, sayfa 15-17.
[4] Ahmet Şükrü Efendi, TBMM'de I.dönem Aydın Milletvekili olarak da görev yapmıştır.
[5] Tarhan Toker, Kuva-yı Milliye ve Milli Mücadele'de Denizli, Denizli, 1983, sayfa 23.
[6] Orhan Vural, Istiklâl Savaşı'nda Müftülerin Hizmetleri, Sebilürreşad, cild 1, Sayı: 12, sayfa 185-187.
[7] Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih, Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi (ATASE Arş.), Klasör (Kl) : 425,
Dosya (D) : 2, Fihrist (Fh) : 31.
[8] Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih, Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi (ATASE Arş.), Klasör (Kl) : 792,
Dosya (D) : 85, Fihrist (Fh) : 67-2.
[9] Celal Bayar, Ben de Yazdım, cild 6, sayfa 1969.
[10] Celal Bayar, Ben de Yazdım, cild 6, sayfa 1959-1960.
[11] Ali Sarıkoyuncu, Yunan Megalo ideası ve Batı Anadolu'nun Düşman Işgalinden Kurtarılmasında Din
Adamları, Diyanet Ilmi Dergi, cild 30, Sayı: 4, sayfa 45.
Ayrıca, Hacı Süleyman Efendi hakkında daha fazla bilgi için bkz., Sadi Borak, Hacı Süleyman Efendi,
Istanbul, 1947.
[12] Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele'de Afyon Müftüsü Hüseyin (Bayık) Efendi, 3.Afyonkarahisar Araştırmaları
Sempozyumu, Afyon, 1994, sayfa 74.
[13] Ali Sarıkoyuncu, Yunan Megalo ideası ve Batı Anadolu'nun Düşman Işgalinden Kurtarılmasında Din
Adamları, Diyanet Ilmi Dergi, cild 30, Sayı: 4, sayfa 45.
[14] Teoman Ergül, Kurtuluş Savaşında Manisa (1919-1922), Izmir, 1991, sayfa 25.
[15] Hasan Basri Hoca, halkı Milli Mücadele lehinde bilinçlendirmek için bir de gazete çıkarmıştır. "Ses" adını
verdiği gazetesinde işgallere karşı konulması konusunda yazılar yazmıştır. Ayrıca bakınız; Doç. Dr. Mücteba
Uğur, Hasan Basri Çantay, Ankara, 1994.
[16] 1908 yıllarında Uşak Müftülüğü görevini yürüten Ibrahim Tahtakılıç'ın, Milli Mücadele'deki hizmetleri için
bakınız; Ilhan Tekeli-Selim Ilkin, Ege'de Sivil Direnişten Kurtuluş Savaşına Geçerken Uşak Heyet-i
Merkeziyesi ve Ibrahim (Tahtakılıç) Bey, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1989, sayfa 365-381.
[17] Müftü Nazif Efendi, Muntazam ordu haline getirilinceye kadar Kuva-yı Milliye'de çalışmıştır. Eşme ve
Çevresinde Kuva-yı Milliye'yi örgütlemiştir. Müftü Nazif Efendi hakkında konuyla ilgilı malumat için bakınız;
Celal Bayar, Ben de Yazdım, cild 8, sayfa 2460.
Atatürk'ün aldattığı din adamlarının Kurtuluş Savaşı'ndaki rolü 3
Hacı Rifat Efendi, Ayvalık cephesinde fiilen savaşa katılmış ve düşmana esir düşmüştür. Cephede düşmanla
çarpışırken esir düşen bir diğer isim de, Manisa Müderrislerinden Hacı Hilmi Efendi'dir. Bu iki din adamı,
Atina'da uzun süre esaret hayatı yaşamışlardır.[1] Bu arada Milli Mücadele lehindeki çalışmalarından dolayı
Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi de 1921 Nisan'ında Yunan askerlerince şehit edilmiştir.[2]
Adana, Maraş, Antep ve Urfa'da da halka mücadele fikrini aşılayanlar, yine din adamlarıdır. Bunlar Adana'da;
Müftü Hüsnü, Müderris Abdullah Faik Çopuroğlu, Çamurzade Hafız Osman Efendi (Kozan Müftüsü),
Abdülmecit Efendi (Bahçe Müftüsü), Yusuf Ziya Efendi (Osmaniye Müftüsü), Mehmet (Aldatmaz) Efendi
(Karaisalı Müftüsü), Maraş'ta; Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucularından Vezir Hoca diye tanınan
Mehmet Alparslan, Hoca Hasan Rafet Seçkin ve Hoca Ali Sezai Kurtaran Hoca Efendiler, Antep'te; Müftü
Rifat Efendi, Imam-Hatip Kazım, Mehmet, Abdülkadir ve Müezzin-Kayyım Ahmet Efendiler, Urfa'da; Müftü
Hasan Hüsnü, Şeyh Saffet (Yetkin), Müftü Osman (Siverek Müftüsü) ve Müderris Âlim Asım Efendiler gibi din
adamlarıdır.[3]
Onların önderliğinde emsalsiz bir savunma hareketi olan Maraş Müdafaası gibi müstesna bir kahramanlık
örneği verilmiştir. Maraş halkının Ermeni çeteleriyle Fransız askerlerine karşı koymasında, "Türk ve Islâm
hakimiyetinin bulunmadığı bir yerde Cuma namazı kılınmaz" fetvası etkili olmuştur. Özellikle Sütçü Imam'ın
ilk kurşunu atması, bu yörede de Milli Mücadele kıvılcımının ateşlenmesi için kâfi gelmiştir.[4]
Konya'da; Milli Mücadele'yi fikirde, şuurda ve vicdanda yerleştiren binbir güçlük ve yokluk içinde istikrarlı bir
yönetim kuran Müderris Ali Kemalî, Mehmet Vehbi, Müftü Ömer Vehbi ve Abdulhalim Çelebi gibi önde gelen
şahsiyetlerdir. Ali Kemalî Efendi, Delibaş Mehmet'in adamlarınca şehit edilmiştir.[5]
***
Devam edecek inşaallah...
**********
KAYNAKLAR:
[1] Ali Sarıkoyuncu, "Milli Mücadele'de Afyon Müftüsü Hüseyin (Bayık) Efendi", 3.Afyonkarahisar
Araştırmaları Sempozyumu, Afyon, 1994, sayfa 74.
[2] Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (BTTD), Sayı : 36, Belge No: 12. Ayrıca bakınız; Şeyh Edebâli ve Milli
Mücadele'de Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi, Diyanet Ilmi Dergi, Cild 4, Sayı 3'ten Ayrı Basım.
[3] Bu din adamlarının Güney cephesindeki hizmetleri için bakınız; Hakkı Şenkon, "Maneviyatın Yurt
Müdafaasındaki Rolü", Sebilürreşad, Cild 2, sayfa 367.ve diğerleri (vd.) ; Hulusi Yetkin, Gaziantep Tarihi ve
Dâvâları, Gaziantep, 1968; Sahir Uzel, Gaziantep Savaşının Içyüzü, Kayseri, 1964; Bedri Alpay, "Istiklal
Savaşının Sarıklı Kahramanları", Sebilürreşad, Cild 2, sayfa 336 vd; Adil Bağdatlıoğlu, Uzun Oluk,
Istanbul,1942, sayfa 53 vd; Hulusi Yetkin, Gaziantep Savaşı Hatıralarından Derlemeler, Gaziantep, 1962,
sayfa 20 vd.; Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, sayfa 303-304.
[4] Yaşar Akbıyık, Milli Mücadele'de Güney Cephesi (Maraş), Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara, 1990, sayfa
112 vd.
[5] Hasan Güzel, Konya'da Milli Mücadele'yi Destekleyen Din Adamları, Yüksek Lisans Tezi (Basılmamış),
Ankara Üniversitesi Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü (AÜTİTE), Ankara, 1988.
Atatürk'ün aldattığı din adamlarının Kurtuluş Savaşı'ndaki rolü 4 ve SON

Birinci Dünya Savaşı esnasında Van ve çevresini işgal eden Ruslara karşı silahlı mücadelede bulunan
Bediüzzaman Said Nursi de Milli Mücadele'nin ilk günlerinde Istanbul'da bulunuyordu."Ben tehlikeli yerde
mücadele etmek istiyorum. Siper arkasında mücahede hoşuma gitmiyor. Anadolu'dan ziyade burayı daha
tehlikeli görüyorum"[1] diyen Said Nursi, Fevzi ve M. Kemal Paşaların ısrarlı davetleri üzerine Ankara'ya
gitmiş, TBMM'nce kendisine resmen hoşâmedî (hoşgeldin) töreni ifa edilmiştir.[2] Ancak Kurtuluş
Savaşı'ndan sonra gerçek yüzünü gösteren M. Kemal Atatürk bu ve benzer hocalara dünyayı zindan etmiştir.
Ayrıca
Antalya'da; Müftü Yusuf Talat, Müderris Rasih (Kaplan), Hacı Hatip Osman ve Çil Ahmet Efendiler,
Burdur'da; Müderris Hatipzade Mehmet ve Müftü Halil Efendiler,
Isparta'da; Müderris Hafız Ibrahim (Demiralay), Müftü Hüseyin Hüsnü, Şeyh Ali, Müderris Şerif, Eğridir
Müftüsü Hüseyin Hüsnü, Yalvaç Müftüsü Hüseyin, Sütçüler'de Müderris Ismail, Uluborlu Müftüsü Tahir,
Şarkîkaraağaç Müftüsü Ahmet (Bilgiç) Efendiler,
Afyon'da; Müftü Hüseyin (Bayık) Efendi, Müderris Ismail Şükrü, Mehmet Şükrü, Nebil, Gevikzade Hacı Hafız
ve Müderris Bolvadinli Yunuszade Ahmet Vehbi Efendiler,
Kütahya'da; Müftü Fevzi, Müderris Ibrahim, Mazlumzade Hafız Hasan, Hacı Musazade Hafız Mehmet ve
Müftü Mehmet Akif (Simav Müftüsü) Efendiler,
Bursa'da; Müftü Ahmet Hamdi, Şeyh Servet, Mustafa Fehmi (Karacabey Müftüsü), Ahmet Vasfi (Gemlik
Müftüsü), Mehmet Niyazi (Mudanya Müftüsü), Müderris Hacı Yusuf, Ömer Kamil, Hacı Sadık, Şeyh Hacı
Ahmet, Abdullah, Mehmet Kamil, Ali Rıza ve Mustafa Kamil Efendiler, Izmit'te: Halil Molla, Rıfat Hoca,
Osman Nuri, Hafız Eşref, Kara Hafız Maksut, Imam-Hatip Mehmet Ali, Geyve'den Hafız Fuat Çelebi ve Hoca
Bekir Efendiler,
Eskişehir'de; Müderris Veli, Abdullah Azmi, Müftü Salih ve Müftü Mehmet Ali Niyazi (Sivrihisar Müftüsü)
Efendiler,
Uşak'ta; Müftü Ibrahim, Ali Rıza ve Nazif (Eşme Müftüsü) Efendiler,
Kırşehir'de; Müftü Halil, Müfit, Çelebi Cemaleddin, Niyazi Baba ve Hayrullah (Çiçekdağı Müftüsü) Efendiler,
Niğde'de; Müftü Mustafa Hilmi, Müderris Abidin Efendiler,
Aksaray'da; Müftü Ibrahim Efendi,
Nevşehir'de; Müftü Süleyman Efendi,
Çankırı'da; Müftü Ata ve Mehmet Tevfik Efendiler,
Çorum'da; Müftü Ali, Müderris Kazım ve Iskilip Müftüsü Ismail Hakkı Efendiler,
Yozgat'ta; Müftü Mehmet Hulusi, Kadı Halil Hilmi, Müderris Hasan ve Abdullah (Boğazlıyan Müftüsü)
Efendiler,
Kayseri'de; Müftü Nuh, Remzi ve Müderris Mehmet Alim Efendiler,
Malatya'da; Müderris Tortumluzade Hacı Hafız Mustafa ve Mustafa Fevzi Efendiler,
Mersin (Içel)'de; Hocazade Emin, Kadı Ali Sabri, (Tarsus Kadısı) Müderris Naim, Ali Rıza, Mut Müftüsü
Mustafa Kazım ve Silifke Müftüsü Ali Efendiler,
Kilis'te; Müderris Abdurrahman Lami Efendi,
Diyarbakır'da; Müftü Ibrahim ve Abdülhamit Efendiler,
Mardin'de; Müftü Hüseyin ve Müderris Hasan Tahsin Efendiler,
Siirt'te; Müftü Halil Hulki ve Salih, Müderris Hoca Ömer Efendiler,
Bitlis'te; Müftü Abdülmecit Efendi,
Hakkari'de; Müftü Ziyaeddin Efendi,
Van'da; Müftü Hasan, Müderris Abdülhakim ve Sıddık Efendiler,
Muş'ta; Müftü Hasan Kamil ve Müderris Ilyas Sami Efendiler,
Bingöl'de; Müderris Fikri Efendi,
Elazığ'da; Müftü Halil ve Mahmut Müderris Muhiddin ve Mustafa Şükrü Efendiler,
Ağrı'da; Müderris Ibrahim ve Abdülkadir Efendiler,
Kars'ta; Müftü Ali Rıza, Müderris Ahmet Nuri Efendiler,
Artvin'de; Müftü Ahmet Fevzi Efendi,
Erzurum'da; Kadı Hoca Raif, Müftü Sadık, Kadı Hurşit, Ispir Müftüsü Ahmet, Oltu Müftüsü Mehmet Sadık,
Müderris Emin, Yakup ve Nusret (Alay Müftüsü) Efendiler ,
Erzincan'da; Müftü Osman Fevzi, Şeyh Fevzi ve Müftü Şevki (Iliç Müftüsü) Efendiler,
Sivas'ta; Müftü Abdulgafur, Kadı Hasbi ve Müderris Mustafa Taki Efendiler,
Gümüşhane'de; Müftü Mehmet Fevzi, Müderris Mustafa, Azmi ve Müftü Hasan (Şiran Müftüsü) Efendiler,
Bayburt'ta; Müftü Fahrettin Efendi,
Rize'de; Müftü Mehmet Hulusi, Müderris Ibrahim Şevki, Şeyh Ilyas ve Mataracızade Mehmet Şükrü Efendiler,
Trabzon'da; Müftü Mahmut Imadeddin, Ahmet Mahir, Mehmet Izzet (Akçaabat Müftüsü), Mehmet Kamil
(Maçka Müftüsü), Müderris Ibrahim Cûdi ve Müderris Hatipzade Emin Efendi,
Giresun'da; Müftü Ali Fikri, Alizade Imam Hasan, Görele Müftüsü Şevki ve Tirebolu Müftüsü Ahmet
Necmeddin Efendiler,
Ordu'da; Müftü Ahmet Ilhami Efendi,
Samsun'da; Müftü Vekili Yusuf Bahri, Müderris Adil ve Ömerzade Hoca Hasan Efendiler,
Tokat'ta; Müftü Katipzade Hacı Mustafa Efendi, Hoca Fehmi Efendi, Tokat Müftü Yardımcısı Ömer ve Hafız
Mehmet Efendiler,
Kastamonu'da; Müftü Salih, Müderris Şemsizade Ziyaeddin ve Inebolu Müftüsü Ahmet Hamdi Efendiler,
Sinop'ta; Müftü Salih ve Ibrahim Hilmi ve Boyabat Müftüsü Ahmet Şükrü Efendiler,
Bartın'da; Müftü Hacı Mehmet Rifat Efendi,
Zonguldak'ta; Müftü Ibrahim, Devrek Müftüsü ve Kadısı Abdullah Sabri ve Mehmet Tahir , Ereğli Müftüsü
Mehmet, Müderris Nimet ve Safranbolu Müftüsü Said Efendiler,
Bolu'da; Müftü Hafız Ahmet Tayyar ve Müderris Mehmet Sıtkı Efendiler,
Amasya'da; Müftü Hacı Tevfik, Vaiz Abdurrahman Kamil, Gümüşhacıköy Müftüsü Ali Rıza, Müderris Hoca
Bahaeddin ve Hacı Mustafa Tevfik Efendiler,
Trakya'da; Edirne Müftüsü Mestan ve Saray Müftüsü Ahmet, Keşan Müftüsü Raşit ve Şarköy Müftüsü Âsım
Efendiler,
Istanbul'da; Şeyh Ata (Özbekler Dergahı Şeyhi) Efendi [3], Saadeddin Ceylan (Hatuniye Dergahı Şeyhi)
Efendi, Vaiz Cemal Öğüt Efendi ve Müftü Mehmet Rifat, Müderris Hacı Atıf, Beynamlı Mustafa, Medreseler
Müdürü Hoca Tahsin, Aslanhane Camii Imam-Hatibi Ahmet, Müderris Hacı Süleyman, Müderris Abidin,
Müderris Abdullah Hilmi ve Hacı Bayram Şeyhi Şemseddin Efendiler; Milli Mücadele'nin önde gelen din
adamlarıdır.[4]
***
NOT:
Fotoğrafta emeği olanlara teşekkür ederim. Evvelce bir sayfadan alıntılamıştım ancak tam olarak hangisiydi
hatırlamıyorum. Yanılmıyorsam "Ehl-i Sünnet ve Tasavvuf Müdaafası" olacak.
**********
KAYNAKLAR:
[1] Bediüzzaman Said Nursi-Tarihçe-i Hayatı, Eserleri, Meslek ve Meşrebi Ankara, 1958, sayfa 90.
[2] TBMM Zabıt Ceridesi, C.24, sayfa 457. (Meclis Tutanakları)
[3] Şeyh Ata Efendi'nin Anadolu'ya silah ve personel sevkinde önemli hizmetleri olmuştur. Ismet Inönü'den
Halide Edip'e ve Mehmet Akif'e kadar çok kimse Şeyh Ata'nın Dergahından Anadolu'ya hareket etmişlerdir.
Albay Hüsamettin Ertürk, işgal altındaki Istanbul'dan Anadolu'ya silah sevkiyatını idare eden vatanperverleri
zikrederken şu din adamlarını da saymaktadır: Topkapı'da Kayyım Ahmet, Imam Necati, Kadıköy'de ilk milli
teşkilatı kuran Şeyh Muhip Efendi ile oğlu Yusuf Efendi, Aksaray'da Imam Tevfik Efendi, Üsküdar'da Hafız
Nuri ile Bektaşi Tarikatından Ali Nutki Baba, Sarıyer'de Hafız Mehmet Bey'dir. (Hüsamettin Ertürk, Iki Devrin
Perde Arkası, Istanbul, 1957, sayfa 222-239)
[4] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 5 Mayıs 1336; Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşı'nda Sarıklı Mücahitler,
Istanbul 1969, sayfa 109 ve diğer sayfalar.
Ayrıca bakınız;
Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, sayfa 43 ve diğer sayfalar. Ali Sarıkoyuncu, Milli
Mücadele'de Zonguldak ve Havalisi, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara, 1993, sayfa 96-120; Ali Sarıkoyuncu
"Milli Mücadele'de Amasya Müftüleri Hacı Tevfik ve Abdurrahman Kâmil Efendiler, Diyanet Ilmi Dergi, cild 31,
sayı 2, sayfa 61-200.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder