3 Nisan 2015 Cuma

Vahidüddin zaferi Ayasofya'da kutladı - Sultana Hain diyenler utansın

Vahidüddin zaferi Ayasofya'da kutladı - Sultana Hain diyenler utansın
Sultan Vahidüddin (rh.a), başlattığı Kurtuluş Savaşı'nın zaferle neticelendiğini öğrenince bu saadetli günü
Ayasofya'da kutlamak ister. Halbuki zaferini kutlamak istediği bu insanların niyetlerini iyi bilmektedir.
Tabloyu ecnebi Sinyor Piyetro Quaroni'nin kaleminden sunalım:
"Türk ordusu, her semti alevler içinde yanan İzmir'e girmişti. Yunanistan'la yapılan harp, artık sona ermişti.
(..) Sultan'ın Ayasofya'da Türk kuvvetlerinin zaferini tes'id (kutlamak) için, teberrüken mevlüd okutacağı
duyulmuştu. Bu, cidden düşündürücü bir haberdi. Zira Ankara Hükümeti Sultan hakkındaki fikrini, ona karşı
neler tasmim ettiğini artık gizlememekte idi. Ve Sultan, kendisini de devirecek olan kuvveti, zafere
ulaştırdığından ötürü, Cenabı Hakka hamd edilmesini istiyordu. (..)
Büyük Camie vardığım zaman hava kararmış, gece olmuştu. Ayasofya mü'minlerle dolup taşmakta idi. Büyük
iç kapıdan girince, hemen loş bir yer seçip bir halı üstüne bağdaş kurdum. Bence Ayasofya'nın içi insan elinin
yapabildiği şeylerin en güzellerinden biridir. (..) Binlerce kandilden ruha sükûn veren tatlı bir ışık dökülüyordu.
(..) Mollalar, hafızlar sıra ile Kur'an okuyorlardı.
Mihrabın yanında, bu mü'minler kalabalığının önünde O, tek başına duruyordu. Başında gri bir kalpak vardı.
İçine kırmızı çuha kaplanmış mavimtrak paltosunun yakaları cömertçe açılmıştı. O.. Majeste Altıncı
Mehmed.. Osmanlıların İmparatoru, mü'minlerin emiri, zıllullahi fi'l-arz, krallar kralı, sultanlar sultanı, âlemdeki
hüsrevlere taçlar dağıtan ve daha nice unvanların sahibi SULTAN...
Cemaat halinde eda edilen bir İslâmi ibadet, yani namaz kadar ihtişamlı bir manzara olamaz. (..) Ulemadan
bir zat mihrapta birkaç basamak yükseldi. (..) Arapçanın bazen peltek, bazen sert seda verişini, Türk dilinin
kıvrak ahengi takip ediyordu. Kulaklarım arasıra bir kelimeyi farkedebiliyordu... Ama etrafımı saran halkın ne
derece kendinden geçmiş ve alevlenmiş olduğunu hissediyordum.
Ve hutbe biter bitmez bu halktan korkunç bir haykırış yükseldi:
— 'Kahrolsun gavurlar!'
Ve şu anda kendimi bilhassa yalnız ve daha da fazla gâvur bulan ben, itiraf ederim, hiç utanmadan itiraf
ederim ki, ben de, tıpkı onlar gibi gırtlağım yırtıla yırtıla haykırdım:
— 'Kahrolsun gâvurlar!'
Namaz, mevlüt ve duâ bitince sert bir kumanda duyuldu. (..) Majeste Sultan Ayâsofya'dan ayrılıyordu.
Yanımdan geçerken dikkat ettim:
Başını biraz sağına eğmiş, gözlerini hafifçe yummuş, duâ okur gibi bir hali vardı. Dirsekleri hâlâ bükülmüş,
avuçları hâlâ kıbleye doğru açıktı. Yüzü çok sararmıştı."
**********
KAYNAK: Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Ordu ve Politika, Istanbul 1967, sayfa 367.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder